2
1

2
1


2
ÇOCUK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2
GENÇLİK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2

BEYOĞLU BELEDİYESİ İLE BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRDİĞİMİZ MUTLU AİLELER MUTLU ÇOCUKLAR SEMİNERLERİMİZİ TAMAMLADIK.
1

2
1


.: TÜRK PSİKİYATRİ DERNEĞİNDEN PSİKOLOJİK
ARAŞTIRMALAR :.

Motorlu Araç Kazalarından Sonra Görülen Akut Stres Bozukluğu ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), DSM-IV?te (APA 1994) kişinin yaşadığı aşırı travmatik stres yaratan bir olayın ardından travmatik olayı tekrar tekrar yaşama, geçirilen travmayı çağrıştıran olay, yer ve etkinliklerden uzak durma, duygusal tepkilerin kısıtlı kalması ve aşırı uyarılma belirtileri ile kendini gösterdiği şeklinde tanımlanmıştır. TSSB?de belirtiler bir aydan daha uzun sürer. Akut stres bozukluğu (ASB) ise; aşırı travmatik bir stres kaynağı ile karşılaştıktan sonraki bir ay içinde anksiyete, dissosiatif ve diğer belirtilerin görüldüğü durumlar olarak DSM-IV?te tanımlanmıştır. Sıklığı ve ciddiyeti göz önüne alındığında, motorlu araç kazaları (MAK) travma sonrası stres bozukluğu ve akut stres bozukluğuna yol açan en önemli nedenlerden biridir. Motorlu araç kazaları geçiren bireylerde, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) görülme sıklığı %10 ile %46 arasında değişebilmektedir (Blanchard ve ark. 1994, Brom ve ark. 1993, Mayou ve ark. 1993). Ursano ve arkadaşları (1999) MAK geçiren 122 kişiyi 1., 3. ve 6. aylarda takip etmişler ve sırasıyla %34.4, %25.2 ve %18.2 oranında TSSB bulmuşlardır. Yine MAK?ı takiben acil bakım alan 967 hastada, 3. ve 12. aylarda TSSB oranları sırasıyla %23.1 ve %16.5 olarak bulunmuştur (Ehlers ve ark. 1998). MAK sonrası akut stres bozukluğu gelişme sıklığı ise %18 ile %42 arasında değişmektedir (Bryant ve Harvey 1995a, 1996, Mayou ve ark. 1993). MAK sonrası gelişen TSSB?ye eşlik eden diğer psikiyatrik tablolar ise sıklıkla depresyon ve anksiyete bozukluklarıdır (Blanchard ve ark. 1994).

MAK sonrası TSSB gelişmesinde; travma öncesi ruhsal rahatsızlık öyküsü bulunanlar (Blanchard ve ark. 1995), travmanın şiddetli olduğu durumlar (Ehlers ve ark. 1998), kazadan hemen sonra dissosiyatif tepkiler yaşayanlar (Ursano ve ark. 1999), travma sonrası akut stres bozukluğu gelişenler (Harvey ve Bryant 1998a), geçmiş TSSB öyküsü bulunanlar (Ursano ve ark.1999), kaçınma şeklinde başaçıkma davranışı gösterenler (Bryant ve Harvey 1995b), sosyal desteği zayıf olanlar (Dougall ve ark. 2001), eğitim seviyeleri düşük olanlar (Shalev ve ark. 1996) ve kadınlar (Ehlers ve ark. 1998, Ursano ve ark. 1999) risk grupları olarak bildirilmiştir.

Ülkemizde yılda yaklaşık 400.000 trafik kazası olduğu, bu kazalarda 100.000?e yakın sayıda kişinin yaralandığı ve 3 bin kişinin öldüğü bildirilmektedir (Devlet İstatistik Enstitüsü 2003). TSSB?ye yol açabilecek yaşantılardan biri olan MAK, ülkemizde oldukça yaygın olmakla birlikte bu konuda yapılan çalışmalar sınırlı sayıdadır (Sayıl ve ark. 1998, Turan ve ark. 2003). Bu araştırmada, MAK geçiren kişilerde ASB ve TSSB?nin görülme sıklığı, hastalığın ortaya çıkmasında etkili faktörler, hastalığın seyri ile travma sonrası gelişen diğer ruhsal patolojilerin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızın varsayımlarını; 1) MAK sonrası gelişen TSSB?nin, travma öncesi ruhsal rahatsızlık geçirmiş olanlarda, travma sırasındaki disosiyatif belirtiler yaşayanlarda, travma sonrası akut stres bozukluğu olanlarda ve kadınlarda daha çok görüldüğü, 2) MAK sonrası ortaya çıkan ruhsal rahatsızlıkların TSSB ile sınırlı olmadığı ve bu rahatsızlıkların uzun süre -6 ay gibi-devam ettiği şeklinde sıralayabiliriz. 

YÖNTEMLER

Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı?nda Nisan 2000-Mart 2001 tarihleri arasında, trafik kazası nedeniyle yatırılarak tedavi edilen 40 hasta (motorlu araç kazası hasta grubu) ile yine aynı tarihler arasında trafik kazası dışında bir nedenle (ev, iş ve spor kazaları nedeniyle kırık ya da yumuşak doku hasarı gibi fiziksel yaralanmaların olduğu ancak organ kaybı ile sonuçlanmayan tüm ortopedik girişim hastaları) yatan 26 hasta (kontrol grubu) çalışmaya alınmıştır. Kontrol grubunun aynı serviste yatarak tedavi gören hastalardan seçilmesiyle hastaneye yatışın sonuçlara etkisi her iki grupta eşitlenmiştir. Ayrıca kontrol grubu yaş ve cinsiyet dağılımı yönünden çalışma grubu ile eşleştirilmiştir. MAK hasta grubu ve kontrol gurubuna dahil olma ölçütleri; 18 - 65 yaşları arasında olmak, en az ilkokul mezunu olmak, psikotik bozukluk geçirmiş ve klinik olarak mental retardasyon tanısı almamış olmak ve araştırmaya katılmayı kabul etmek olarak belirlenmiştir. Kaza sonrası 30 dakikadan daha uzun süreli bilinç kaybı yaşayanlar MAK grubu ve kontrol grubuna alınmamıştır. Ayrıca daha önce trafik kazası geçirmiş olan kişiler kontrol grubuna dahil edilmemiştir.

Çalışmanın Aşamaları

Çalışma kapsamına alınan MAK geçiren 40 kişiyle ve kontrol grubundaki 26 hastayla yapılan, ortopedi servisindeki ilk görüşmede (kaza ve olay sonrası ilk 1 ay içinde), deneklere; Genel Sağlık Anketi (GSA), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ), Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği (HDDÖ), Peritravmatik Disosiyatif Yaşantılar Soru Listesi (PDYSL) ve sosyodemografik özellikleri sorgulayan bir görüşme formu uygulanmıştır. Deneklerin 2. görüşmesi (kaza ve olay sonrası 3. ay), MAK geçiren 30 kişi ve kontrol grubundan 24 kişiyle yapılabilmiştir. Bu görüşmede deneklere; Klinisyen Tarafından Uygulanan TSSB Ölçeği/TSSB-Ö (Clinican-Administered PTSD Scale -CAPS), GSA, HDDÖ ve kaza sonrası bozulan sağlık, ekonomik ve yasal sorunları belirleyen bir anket formu uygulanmıştır. Deneklerin 3. görüşmesi(kaza ve olay sonrası 6. ay), MAK geçiren 23 kişi ve kontrol grubundan 20 kişiyle yapılabilmiştir. Bu görüşmede deneklere; TSSB-Ö, GSA, HDDÖ ve kaza sonrası bozulan sağlık, ekonomik ve yasal sorunları belirleyen hasta görüşme formu kullanılmıştır. Ölçekler, deneklerle yüz yüze yapılan görüşmelerde araştırmacı (M.Ö.) tarafından uygulanmıştır. MAK hasta grubunda, 3. ayda yapılan 2. görüşmede %25 ve 6. ayda yapılan 3. görüşmede olgu sayısında %50?ye yakın azalma olmuştur. İzlemde görüşme yapılamayan olguların çoğunluğu erkek olup, sağlık problemlerinin kalmadığını ve ekonomik zorluklarını gerekçe gösterip görüşmeye gelmek istemeyen ve çevre illerde oturan deneklerden oluşmaktaydı.

Çalışma Gereçleri

Klinisyen Tarafından Uygulanan TSSB Ölçeği/ TSSB-Ö (Clinician- Administered PTSD Scale -CAPS) (Blake ve ark 1990): Travmalara bağlı TSSB belirtilerinin değerlendirilmesi ve herhangi bir tedavinin etkinliğinin izlenmesi için kullanılır. Toplam ölçek puanı belirtilerin sıklık ve şiddet puanlarının toplanmasıyla elde edilir ve 0 ile 136 arasında değişir. Herhangi bir TSSB belirtisinin sıklığının en az 1, şiddetinin en az 2 puan olduğu durumlarda yani toplam puanı en az 3 ise belirtinin o kişide olduğu kabul edilir. Ölçeğin Türkçe?ye uyarlanması ve geçerlik-güvenilirlik çalışması Aker ve arkadaşları (1999) tarafından yapılmıştır. Araştırmamızda son bir ay değerlendirilerek ölçeğin toplam puanı kullanılmıştır.

Peritravmatik Dissosiyatif Yaşantılar Soru Listesi/PDYSL (Marmar ve ark. 1997): Travma anında ve travmanın hemen sonrasında kişide ortaya çıkan dissosiyatif belirtileri (derealizasyon, depersonalizasyon, dissosiyatif amnezi gibi) sorgulayan ve denek tarafından doldurulan 10 maddelik bir soru listesidir. Ölçeğin toplam puanı 10-50 arasında değişmektedir. Türkçe?ye çevirisi Geyran (2002) tarafından yapılan ölçeğin ülkemizde geçerlik ve güvenilirlik çalışması bulunmamaktadır. Araştırmamızda ölçeğin toplam puanı kullanılmıştır. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği/ÇBASDÖ (Zimet ve ark. 1988): 12 maddeden oluşan ve denek tarafından doldurulan bir ölçektir. Her biri 4 maddeden oluşan desteğin kaynağına ilişkin 3 grubu içerir. Bunlar; aile, arkadaş ve özel bir insandır. Her alt ölçekteki dört maddenin puanlarının toplanması ile alt ölçek puanı elde edilir ve bütün alt ölçek puanlarının toplanması ile de ölçeğin toplam puanı elde edilir. Ölçeğin ülkemizde güvenilirlik ve geçerlik çalışması Eker ve Arkar (1995) tarafından yapılmıştır. Araştırmamızda ölçeğin toplam puanı kullanılmıştır.

Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği /HDDÖ (Hamilton 1960): Depresyon belirtilerinin şiddetini ölçmek için geliştirilmiş, uzman derecelendirmesi esasına dayalı standart bir ölçektir. Ölçek, 17 maddeden oluşur. Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği?nin Türkçeye uyarlanması ile geçerlik ve güvenilirlik çalışması Akdemir ve arkadaşları (1996) tarafından yapılmıştır. Araştırmamızda son bir ay değerlendirilerek ölçeğin toplam puanı kullanılmıştır.

Genel Sağlık Anketi/GSA(Goldberg ve Hillier 1979): Psikiyatrik hastalıkların ve psikolojik morbiditenin taranmasına yöneliktir. Çalışmamızda kullanılan 34 sorulu şekli dışında, 12 ve 28 sorulu olanları da vardır. Türkiye?de güvenirlik ve geçerlik çalışması Kılıç (1996) tarafından yapılmıştır. Araştırmamızda son bir ay değerlendirilerek ölçeğin toplam puanı kullanılmıştır.

Hasta Görüşme Formu: Araştırma ekibi tarafından hazırlanan bu formda, hastaların sosyodemografik özellikleri, travma öncesine ait ruhsal ve fiziksel hastalık öyküsünün olup olmadığı, travma sonrası ortaya çıkan beden sağlığı, ekonomik ve yasal sorunların ne durumda olduğunu değerlendiren sorular yer almaktadır.

İstatistik Değerlendirme

Bulgular, "SPSS-10.0" (Statistical Package for Social Science) paket programından yararlanılarak, sürekli olmayan veriler için ki-kare, sürekli veriler için t testi kullanılarak değerlendirilmiştir.

BULGULAR

Sosyodemografik Özellikler

Çalışmaya alınan motorlu araç kazası (MAK) geçiren 40 ortopedi hastası ile MAK dışı nedenlerle yatan 26 ortopedi hastasının (kontrol grubu) sosyodemografik özellikleri Tablo 1?de verilmiştir.

Yaş ortalamaları MAK hasta grubunda 33.23±1.55, kontrol grubunda 32.62±1.86 olup, aralarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (t=0.251 sd=64 p=0.803). Yine iki grup arasında , cinsiyet, medeni durum, eğitim, ve meslek açısından önemli farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Hastanede yatış süresi ortalamaları MAK hasta grubunda 17.4±7.9 gün, kontrol grubunda 15.3±8.0 gün olup, aralarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık çıkmamıştır (t=1.03 sd=64 p=0.307).

Trafik Kazası ile İlgili Bilgiler

Trafik kazası geçiren 40 hastadan 1?i yaya (%2.5), 11?i sürücü (%27.5), 28?i(%70) yolcu olduğunu belirtmiştir. Hastalardan 11?i(%27.5) kazanın şehir içinde, 29?u(%72.5) şehir dışında meydana geldiğini bildirmiştir. Trafik kazası geçiren hastalardan 4?ü (%10) kazada başka yaralanan olmadığını, 31 kişi(%77.5) kazada başkalarının da yaralandığını, 5 kişi(%12.5) ise kazada ölenlerin olduğunu belirtmiştir. Yaralanmaların 38 (%95)?i şiddetli (kemik hasarı), 2 (%5)?si orta (yumuşak doku hasarı) şekilde sonuçlanmıştır. Olaydan sonra 28 (%70) kişi, çevresinden aldığı sosyal desteği yeterli bulurken, 12 (%30) kişi çevresinden aldığı desteği yetersiz bulmuştur.

Birinci Aydaki ASB Oranlarının Karşılaştırılması

Kaza sonrası ilk 1 ay içinde MAK geçiren 8 kişiye (%20) DSM-IV tanı ölçütlerine göre ASB tanısı konmuştur. ASB ölçütlerini karşılayan kişilerin 3 (%12.5)?ü erkek, 5 (%31.2)?i kadın olmuştur. Kontrol grubunda ise DSM-IV tanı ölçütlerine göre ASB tanısı konan olmamıştır. Uygulanan Fisher Ki-kare analiz testi ASB oranları açısından iki grup arasında anlamlı farklılık olduğunu göstermiştir (p<0,05).

Tablo 2?de kaza sonrası 1 ay içerisindeki ASB (+) ve ASB (-) olan olguların psikometrik test puanları karşılaştırılmıştır. ASB(+) olan grupta Genel Sağlık Anketi (p<0.001), Hamilton depresyon puanları (p<0.05) ve peritravmatik disosiyasyon puanları (p<0.01) kontrol grubuna oranla yüksek çıkarken, sosyal destek puanı düşük çıkmıştır (p<0.01).

Kaza Sonrası 3. Aydaki TSSB Oranlarının Karşılaştırılması

Kaza sonrası 3.ayda görüşülen MAK geçiren 30 kişiden 9?una (%30) DSM-IV tanı ölçütlerine göre TSSB tanısı konmuştur. Kontrol grubunda ise TSSB tanısı konan olmamıştır. Uygulanan Fisher Ki-kare analiz testi TSSB oranları açısından iki grup arasında anlamlı farklılık olduğunu göstermiştir (p<0.05).

Tablo 3?te kaza sonrası 3. ayda MAK grubundaki TSSB tanı ölçütlerini karşılayanlar TSSB(+) ile TSSB tanı ölçütlerini karşılamayan TSSB(-) olgular; sosyodemografik özelliklerin yanı sıra travma öncesine, travmaya ve travma sonrasına ait bilgiler açısından karşılaştırılmıştır. Yaş ortalaması TSSB(+) grupta anlamlı olarak TSSB(-) gruptan yüksek bulunmuştur (p<0.05). TSSB ölçütlerini karşılayan kişilerin 3 (%18)?i erkek, 6 (%46)?sı kadındır. Sosyodemografik bilgilerden, eğitim düzeyi ve medeni durum açısından iki grup arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0.05). TSSB(+) olan grubun eğitim düzeylerinin TSSB(-) olan gruba göre daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0.05). TSSB(+) olan grupta evli olanların oranının daha fazla olduğu belirlenmiştir (p<0.05). TSSB(+) grupta olay öncesi ruhsal hastalık öyküsü (p<0.05) ve kaza sonrası ASB geçirme (p<0.01) anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Kaza sonrası 3. aydaki beden sağlığı (p<0.05) ve kaza ile ilgili ekonomik sorunların (p<0.01) TSSB(+) olan grupta daha yüksek seyrettiği belirlenmiştir. Hastanede yatış süresi TSSB(+) grupta 25.0±7.9 gün iken TSSB(-) grupta ise 14.4±7.6 gün olarak saptanmıştır. İki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.01).

Tablo 4?te trafik kazası sonrası 3. aydaki TSSB (+) ve TSSB (-) olan olguların psikometrik testlerde aldığı puanlar gösterilmiştir. TSSB(+) olan grupta; GSA puanı, HDDÖ puanı, TSSB Ölçeği puanı ve PDYSL puanı anlamlı olarak yüksek çıkmıştır (p<0.001). Sosyal destek puanları TSSB(+) grupta düşük çıkmakla beraber TSSB(-) grup ile aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır.

Kaza Sonrası 6. Aydaki TSSB Oranlarının Karşılaştırılması

Kaza sonrası 6.ayda görüşmeye katılan MAK geçiren 23 kişiden dördüne (%17) DSM-IV tanı ölçütlerine göre TSSB tanısı konmuştur. TSSB ölçütlerini karşılayan kişilerin biri (%25) erkek, üçü (%75) kadındır. Kontrol grubunda ise TSSB tanısı konan yoktur. Uygulanan Fisher Ki-kare analiz testi TSSB oranları açısından iki grup arasında anlamlı farklılık olmadığını göstermiştir (p>0,05). Dört olgunun hepsi 1. ayda ASB tanısı almışlardır. ASB tanısı alan olguların %50?si 6. ayın sonunda TSSB geliştirmiştir.

Kaza Sonrası HDDÖ, GSA ve TSSB-Ö Toplam Puan Ortalamalarının Karşılaştırılması

Kaza sonrası ilk 1 ay içinde yapılan görüşmede MAK grubunda 3 (%8) kişi, 3. ayda yapılan görüşmede 8 (%27) kişi, 6. ayda yapılan görüşmede 3 (%13) kişi DSM-IV tanı ölçütlerine göre depresif bozukluk tanısı alırken, kontrol grubuyla yapılan 1.,3. ve 6. aylardaki görüşmelerde olguların hiçbirisinde depresyon görülmemiştir. Uygulanan Ki-kare testi gruplar arasında 3. aydaki depresyon oranlarında anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.01). MAK hasta grubundaki 3. ayda TSSB(+) olan 9 olgunun 6 (%67)?sında depresyonla birliktelik (komorbidite), 6. ayda TSSB(+) olan 4 olgunun 2(%50)?sinde depresyonla birliktelik görülmüştür.

Tablo 5?te kaza sonrası 1. 3. ve 6. aydaki MAK hasta grubu ile kontrol grubunun Genel Sağlık Anketi (GSA), Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği (HDDÖ) ve Klinisyen Tarafından Uygulanan TSSB Ölçeği (TSSB-Ö) puan ortalamaları gösterilmiştir. Travma sonrası 1. 3. 6. aydaki GSA, HDDÖ ve TSSB-Ö puan ortalamalarının MAK grubunda, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmıştır.

TARTIŞMA

Motorlu araç kazası (MAK) geçiren 40 hastanın, kaza sonrası ilk 1 ay içerisinde yapılan görüşmelerinde 8 kişiye (%20) ASB tanısı konmuştur. MAK dışı ortopedik yaralanması olan 26 kişilik kontrol grubundan hiç kimseye ilk 1 aydaki değerlendirmede ASB tanısı konulmamıştır. MAK geçirenlerde, ASB oranlarının belirlenmesiyle ilgili yapılan bazı çalışmalarda bu oranların %13-%18 arasında değiştiği görülmektedir (Sayıl ve ark. 1998, Harvey ve Bryant 1998a, Harvey ve Bryant 1998b, Harvey ve Bryant 2000). Ursano ve arkadaşları?nın (1999) yaptıkları çalışmada bu oran %35, Zatzick ve arkadaşlarının (2002) yaptıkları çalışmada ise %41 çıkmaktadır. Oranların yüksek çıkması bu çalışmalarda ilk ay içinde de TSSB tanı ölçütlerini kullanmalarından kaynaklanabilir. ASB ve TSSB arasındaki en önemli farklılık, ASB tanısı koyabilmek için travma sırasında veya sonrasında beş disosiyatif belirtiden (derealizasyon, depersonalizasyon, uyuşma-yabancılaşma, afallama, disosiyatif amnezi) en az üçünün bulunmasıdır.

İzlemimizin 3. ayında MAK grubundan 30 kişiyle yaptığımız görüşmede 9 kişi (%30) TSSB tanı ölçütlerini karşılamıştır. Kontrol grubundaki 24 olgunun hiç birine 3. ayda TSSB tanısı konmamıştır. Çalışmamızda, TSSB oranları açısından iki grup arasında anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır. MAK kurbanlarında TSSB oranlarının belirlenmesiyle ilgili yapılan çalışmalarda 3. aydaki TSSB oranları %23-%30 arasında bulunmuştur (Blanchard ve ark. 1995, Ursano ve ark. 1999, Ehlers ve ark. 1998). Sonuçlarımız literatür bilgileriyle uyumlu çıkmıştır. Tespit ettiğimiz TSSB oranı, doğal afetlerle ilgili TSSB?yi değerlendiren çalışmalardaki (McFarlane 1989, Sharan ve ark 1996) oranlara benzer çıkarken, tecavüz ve savaşa maruz kalan bireylerde saptanan TSSB oranlarından (Foa 1997, Ai ve ark. 2002) düşük çıkmıştır. İnsan eliyle kasıtlı olarak oluşturulan travmaların, doğal felaketlerden daha fazla TSSB oluşturduğu ve doğal felaketlerden sonraki ruhsal sorunların insan eliyle amaçlı olarak oluşturulanlara göre daha kısa süreli ve hafif olduğu belirtilmektedir (Watson ve ark. 1993). MAK geçiren kişiler de insan eliyle yapılan ancak kasıt olmadan, kaza sonucu oluşan bir travmayla karşılaşmışlardır ve bu durumun doğal afetlere kategorik olarak daha yakın olduğunu düşünmekteyiz.

İzlemin 6. ayında MAK geçiren 23 kişiyle yaptığımız görüşmede 4 kişi (%17) TSSB (kronik) tanı ölçütlerini karşılamıştır. Kontrol grubundan hiç kimseye 6. ayda TSSB tanısı konmamıştır. MAK ile yapılan izlem çalışmalarında, 6. aydaki kronik TSSB oranları %18-%25 arasında değişmektedir. Bu çalışmalarda (Ursano ve ark. 1999, Harvey ve Bryant 1998a, Bryant ve Harvey 1998) başlangıç TSSB oranlarının, 6. ayda yarıya düştüğünü, 9. ayda da bir miktar düştüğünü ve sonra plato yaparak devam ettiğini vurgulamışlardır. Mayou ve arkadaşları (1997) 5 yıl önce MAK geçiren 111 kişi ile yaptıkları çalışmada, bireylerin bir kısmında hala devam eden sosyal, fiziki ve psikolojik zorluklar olduğunu ve %10 dolaylarında devam eden TSSB tespit etmişlerdir. Bu bulgular bize MAK sonrası ortaya çıkan psikiyatrik komplikasyonların ne kadar süregen olduklarını ve olguların işlevselliklerini bozduklarını göstermiştir. Bizim bulgularımız da, kronik TSSB oranlarıyla ilgili literatür bilgileriyle uyumlu çıkmıştır.

MAK ve diğer travma tipleri ile yapılan tüm araştırmalarda erkeklere oranla kadınlarda TSSB oranları daha fazla bulunmuştur (Norris 1992, Blanchard ve ark. 1995, Fullerton ve ark. 2001, Zatzick ve ark. 2002). Breslau ve arkadaşları(1997), kadınlarda önceden var olan anksiyete bozukluğu ve/veya majör depresyon nedeniyle, kadınlarda % 30.2 olan TSSB sıklığının, erkeklerde % 13 olduğunu bulmuşlardır. Erkek ve kadınlardaki farklı yaygınlık oranlarının oluşmasında, kadınların çocukluk ve erişkinlik dönemlerinde daha fazla fiziksel ve cinsel şiddete maruz kalmalarının önemli bir etken olabileceğini belirtmişlerdir. Kadınların var olan belirtileri kolaylıkla ifade edebilmeleri, kadınların daha kolay incinebildikleri ve kadınların kazaları daha korkutucu buldukları için TSSB geliştirme olasılığın yüksek olduğu şeklinde açıklamalar yapılmıştır (Ehlers ve ark. 1998). Çalışmamızda TSSB geliştirenlerde kadın oranının yüksek çıkmasına rağmen bunun istatistiksel olarak anlamlı bulunmaması olgu sayısının azlığına bağlı olabilir.

Çalışmamızda, ilk ayda ASB tanısı alan 8 kişinin, 6?sına (%75) izlemin 3. ayında DSM-IV tanı ölçütlerine göre TSSB tanısı konmuştur. Bunlardan 4?ünde (%50) izlemin 6. ayında TSSB sürmekteydi. Travma gruplarıyla yapılan pek çok çalışma ASB geçiren bireylerin ileride TSSB geliştirdiklerini ve ASB?nin TSSB?nin önemli bir belirleyicisi olduğunu ortaya koymuştur (Classen ve ark. 1998, Harvey ve Bryant 1998a, Bryant ve Harvey 1998). Harvey ve Bryant (1998a) MAK geçiren kişilerle yaptıkları çalışmada, ASB tanısı alanlarda 6 aylık izlemin sonunda %78 oranında TSSB tanısı tespit etmişlerdir. Çalışmalarda (Ursano ve ark. 1999, Harvey ve Bryant 1998a, Bryant ve Harvey 1998, Fullerton ve ark. 2001, Yehuda ve ark. 1998), ASB belirtilerinden dissosiyatif olanlar, TSSB geliştirmede en güçlü belirleyici olarak bulunmuştur. Ursano ve arkadaşları (1999), MAK?tan sonra peritravmatik disosiyasyon gösteren bireylerin göstermeyenlere göre 4 kez daha fazla akut TSSB ve 5 kez daha fazla kronik TSSB geliştirdiklerini bildirmişlerdir. Bizim araştırmamızda da TSSB saptanan grubun peritravmatik disosiasyon puan ortalaması TSSB saptanmayan gruptan anlamlı olarak yüksek çıkmıştır. Bulgularımız, ASB?nin ve ASB?nin temel belirtilerinden disosiyatif bulguların, TSSB geliştirmede ön belirleyiciler olduğu yönündeki literatür bilgileriyle uyumludur.

Travmatik olay sonrasında, stres içeren ek olayların yaşanmasının, maddi ve manevi kaynak kayıplarının ve devam eden sağlık sorunlarının, TSSB için bir risk faktörü olduğu tespit edilmiştir (Mayou ve ark. 1993, Ehlers ve ark. 1998, Bryant ve Harvey 1998). Ehlers ve arkadaşlarının (1998) 888 MAK kurbanıyla kaza sonrası 3. ayda yaptıkları görüşmede; TSSB tanısı alanların, %46.5 oranında ekonomik sorunlar ve %55.2 oranında medikal sorunlar yaşadığını tespit etmişlerdir. Çalışmamızda trafik kazası sonrası 3. ayda TSSB saptanan grubun %88.9?unda ekonomik sorunların ve %100?ünde sağlık problemlerin devam ettiği saptandı. TSSB ile devam eden sağlık ve ekonomik sorunların ilişkisinin mekanizmasını açıklayan bilgiler literatürde yeterli değildir. Ancak bu sorunlar, travmanın şiddetinin göstergeleri olabilecekleri gibi, hastanın başetme kaynaklarını tüketen kronik stresörler olabilirler ve böylece hastanın travmanın ruhsal etkilerini yenmesini daha zor hale getirebilirler. Ayrıca travmanın devamlı hatırlatıcıları (koltuk değnekleri gibi özür destekleri kullanmak vb.) olarak hastanın kazayı, geçmişin bir parçası olarak görmesini zorlaştırıyor olabilirler.

Travma yaşayan hastalarla yapılan birçok çalışmada, kişinin travma öncesi ruhsal rahatsızlık geçirmiş olmasının TSSB geçirme riskini artırdığı bulunmuştur (McFarlane 1989, Ursano ve ark. 1999, Watson ve ark. 1993, North ve ark. 1997, Koren ve ark. 1999). Çalışmamızda TSSB saptanan 9 kişinin 6?sında (%66.7) ruhsal hastalık öyküsü tespit edilmiştir. Bu oran, TSSB saptanmayan gruptan anlamlı olarak yüksektir. Bulgularımız, ruhsal hastalık öyküsü olanların daha fazla TSSB geliştirdikleri ile ilgili literatür bilgileriyle uyumlu çıkmıştır.

Travmadan sonra sağlanan sosyal desteğin, travmanın ruhsal etkilerini azalttığı çok sayıda araştırmayla ortaya konmuştur (Keane ve ark. 1985, Solomon ve ark. 1985, Buckley ve ark. 1996). Çalışmamızda sosyal destek puan ortalaması, ilk ayda ASB saptanan grupta, ASB saptanmayan gruptan anlamlı olarak düşük çıkmıştır. Travma sonrası sosyal desteğin azlığı kısır döngü oluşturarak bir yandan ruhsal rahatsızlığı artırırken diğer taraftan gelişen ASB?de (sosyal ilişkileri kurma becerisinde azalma ve çevreden uzaklaşmaya yol açarak) sosyal destek sistemlerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca travma sonrası gelişen yabancılaşma, öfke, umutsuzluk ve depresyon verilen sosyal desteğin olumsuz algılanmasına neden olabilir.

MAK sonrası gelişen ruhsal hastalıkların saptanmasına yönelik izlem çalışmalarında, TSSB dışında %5-%20 oranlarında depresyon (Blanchard ve ark. 1995, Mayou ve ark. 2001), %15-%22 oranlarında yolculuk anksiyetesi, yaygın anksiyete bozukluğu gibi rahatsızlıklar tespit edilmiştir (Blanchard ve ark. 1995, Mayou ve ark. 1997, Koren ve ark. 1999). Travma sonrası stres bozukluğu gelişen hastalarda, %43-%53 oranında depresyonun eşlik ettiği, %50 oranında da fobik kaçınmaların görüldüğü belirtilmiştir(Blanchard ve ark. 1995, Koren ve ark. 1999). Çalışmamızda trafik kazası sonrası 1., 3. ve 6. aylarda depresyon görülme oranları sırasıyla %7.5, %27 ve %13 olarak çıkmıştır. Sonuçlar trafik kazaları sonrası gelişen ruhsal rahatsızlıkların TSSB ile sınırlı kalmadığını göstermektedir.

Çalışma grubundaki olgu sayısının azlığı, rastgele örneklem yerine hastanemize başvuran hastalardan seçilmesi ve 6 aylık izlemde çalışmayı bırakan hastaların bulunması bu çalışmanın sınırlılıkları arasındadır. Motorlu araç kazalarından sonra yatan hastaların yanı sıra ayaktan tedavi gören hastaları da içine alan ve daha uzun süreli izlem çalışmalarına gereksinim olduğu düşüncesindeyiz.

Ülkemizde önemli bir sorun olan motorlu araç kazaları sadece bedensel yaralanmalara neden olmamakta aynı zamanda önemli ruhsal bozukluklara da yol açmaktadır. Motorlu araç kazalarından sonra yaşanan ruhsal hastalıkların gelişmesinde etkili risk faktörlerinin belirlenmesinin ve risk gruplarına erken psikiyatrik konsültasyon ve rehabilitasyon çalışmalarının yapılmasının önemli olduğunu düşünmekteyiz.

 geri












 
Aralık 2021
  Pzt     Sal     Çrş     Prş     Cum     Cts     Pzr  
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


YETİŞKİN PSİKOLOJİSİ SORUNLARI





































İŞ YAŞAMI PSİKOLOJİSİ SORUNLARI








CİNSELLİK




















 
 

Sitedeki tüm yazılar Uzman Psikolog Alanur Özalp'e aittir. Tüm hakları saklıdır. İzin almadan kullanılamaz.