2
1

2
1


2
ÇOCUK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2
GENÇLİK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2

BEYOĞLU BELEDİYESİ İLE BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRDİĞİMİZ MUTLU AİLELER MUTLU ÇOCUKLAR SEMİNERLERİMİZİ TAMAMLADIK.
1

2
1


.: TÜRK PSİKİYATRİ DERNEĞİNDEN PSİKOLOJİK
ARAŞTIRMALAR :.

Psikiyatri ve Dermatolojinin Ortak Çalışma Alanı: Psikodermatoloji

GİRİŞ

Derinin, rahatlıkla görülebilen ve dokunulabilen bir organ olarak psikiyatride özel bir yeri vardır. Deri; öfke, korku, utanç ve kızgınlık gibi duyguları açıkça  ifade etme, emosyonel uyaranlara yanıt verme, kişinin kendilik imajı ve özgüvenini sağlama ile bebeklikten yetişkinliğe doğru seyreden sosyalleşme sürecinde önemli rol oynar (Domonkos 1971, Koblenzer 1983). Ingram, derinin zihnin bir uzantısı olduğunu, bu nedenle huy ve kişiliğin değerlendirmesinde gerekli kısımlarından biri olduğunu belirtir (1933). Derinin beyinle olan ilişkisi embriyonik döneme kadar uzanır; deri ile beyin ektodermden köken alır ve aynı hormonlar ve nörotransmiterlerden etkilenir (Koblenzer, 1983).

Psikodermatoloji ise psikiyatri ile dermatoloji arasındaki ilişki ve etkileşime dayanan ortak bir çalışma alanıdır ve pratikte bu birliktelik farklı nedenlerle olabilir:

· Psikiyatrik hastalıktan köken alan deri hastalıkları (artefakt dermatit)

· Dermatolojik hastalıkla ortaya çıkan ve gerçekte deri hastalığı ile maskelenen psikiyatrik hastalıklar (sanrısal parazitoz, beden dismorfik bozukluğu)

· Psikosomatik etmenlerle oluşan ya da alevlenen deri hastalıkları (psöriasis, nörodermatit, hiperhidrosis v.b.)

· Sosyal yalıtma ve damgalamaya ikincil olarak ortaya çıkan psikiyatrik hastalıklar (psöriasis, vitiligo gibi hastalıklarda depresyon görülmesi)

· Genetik ve çevresel etkilerle bir araya gelen deri ve psikiyatrik hastalıklar (mani ve psöriasis gibi)

· Süregen psikiyatrik hastalığı olan kişilerde ortaya çıkan deri hastalıkları (şizofrenlerde hijyene dikkat etmeme sonucu oluşan deri enfeksiyonları)

· Deri hastalıklarının tedavisinde kullanılan steroid, izotretionin gibi ilaçlarla ortaya çıkan psikiyatrik hastalıklar

· Psikiyatride kullanılan bazı ilaçlarla ortaya çıkan deri hastalıkları (klorpromazin, lityum vb.)  (Bhatia ve ark. 1996).

Sözü geçen tüm bu nedenlerin incelenmesi, hastalıklar arasında neden sonuç ilişkilerinin kurulması ve etiyolojilerin ortaya çıkarılması amacıyla çeşitli araştırmalar yapılmış ve yapılagelmektedir. Bu araştırmalar da başlıca üç grup altında toplanabilir:

I. Dermatolojik hastalıkların ortaya çıkması ve alevlenmesinde stresin rolü

II. Dermatoloji ve dermatolojik hastalıklarla ilgili dinamik ve analitik çalışmalar

III. Psikosomatik dermatolojik hastalıklarla ilgili klinik ve ilaç araştırmaları

I. Stres Araştırmaları

Stres ve diğer psikolojik etmenler birçok dermatolojik hastalığın ortaya çıkmasını ya da belirtilerin alevlenmesini tetikler (Van Moffaert 1992, Koo ve Pham 1992). Herkesin genetik ve çevresel etmenlerle belirlenen strese duyarlı bir şok organı vardır ve bu şok organı stresle dermatolojik belirtiler gösteren kişilerde deridir. Panconesi, duygusal stresörlerle aktive olan ve belirtileri şiddetlenen deri hastalıklarına ?dermatolojik stres hastalığı? denmesini önermektedir (2000). Deri hastalıklarında stresin rolü ile ilgili çok sayıda araştırma göze çarpmaktadır ve bu araştırmalar üç ana başlık altında toplanmaktadır:

I. Stres yaratan çevresel etkenler

II. Özgül durumlarda kişilerin stres karşısında yaşadıkları subjektif deneyimler

III. Strese verilen biyolojik yanıtlar (Cohen ve ark. 1995).

Stres yaratan belirli durumlarla belirli psikosomatik hastalıkların ortaya çıktığı görüşü bugün geçerliğini yitirmiştir. Kişilerin stres karşısında yaşadığı öznel deneyimin stres yaratan durumdan daha önemli olduğu araştırmalarla gösterilmiştir. Alexander ve arkadaşları psikosomatik belirtilerin otonom sinir sistemi ile innerve olan organlarda ortaya çıktığını, bilinç dışı bastırılmış çatışmaların etkisi ile gelişen uzamış fizyolojik değişiklikler sonucunda oluştuğunu ve özgül bilinç dışı çatışmaların özgül psikosomatik hastalıklara yol açtığını belirtmiştir (1968). Günümüzde de bazı araştırma sonuçları bu görüşü destekler niteliktedir. Gastrointestinal ülser oluşumunda neden olarak hemofilus helikobakter pylori ve antienflamatuar ilaçlar dışında ilk akla gelen strestir ve deprem, ekonomik kriz gibi sosyal stres yaratan durumlarda gastrointestinal ülser ve kanamalarda artma olduğu araştırmalarla gösterilmiştir. Bu durum stres sonrası bölgesel kan akımında azalma ve gastrik asit sekresyonunda artma ile açıklanmaktadır (Levenstein ve ark. 1999). Aynı şekilde Kodama ve arkadaşları, Japonya?daki büyük depremden sonra 1500 kişi üzerinde yaptığı kontrollü araştırmada atopik egzemanın normal kontrollere göre çok arttığını göstermiştir (1999). Depreme maruz kalan A ve B bölgelerinde bu hastalığın alevlenme oranı % 38 ve % 34 iken etkilenmeyen bölgede bu oranın % 7 olduğu, deprem sonrası A ve B bölgelerinde stres görülme oranlarının ise sırasıyla % 63 ve % 48 iken diğer bölgede bu oranın % 19 olduğu görülmüştür. Strese verilen biyolojik yanıtlar kişiden kişiye farklılık göstermekte, stres sonucu vazoaktif peptitler, lenfokinler ve kimyasal mediatörler salınmakta ve immün sistemin etkilenmesi ile yangı gelişmektedir. Deneysel çalışmalarda endokrin, immün ve sinir sistemlerinin otonom çalışmadığı, aralarında karmaşık bir etkileşim olduğu gösterilmiştir (Ader ve arkadaşları 1995). Psikosomatik deri hastalıkları Selye?nin geliştirdiği strese üç aşamalı yanıt modeline göre özellikle uyum sürecinde ortaya çıkmaktadır (1949).

Stresin sadece hastalığı ortaya çıkarıcı bir etmen olmadığı atopik ekzema, psoriazis ve akne vulgaris gibi birçok süregen deri hastalığında belirtilerin alevlenmesine yol açtığı bilinmektedir (Katsorou-Katsari 1999 ve ark. Weigl 2000). Katsorou-Katsari ve arkadaşları tarafından alopesi areata hastalarında saç folliküllerinde üç türlü kortikotropin salgılatıcı hormon reseptörlerinden 2ß alt türünün daha yaygın olduğu tespit edilmiş ve emosyonel stresin alopesi areatayı alevlendirdiği belirtilmiştir (2001). 

II. Deri Hastalıklarında Dinamik ve Analitik Yorumlar

Fenichel, Winnicott ve Anzieu gibi bazı analistler, deri ve bilinç dışı arasındaki etkileşime dikkat çekmişler ve bazı deri hastalıkları ile bilinç dışı çatışmalar arasındaki etkileşimi analitik olarak açıklamaya çalışmışlardır. Fenichel?e göre organizma ve dış dünya arasındaki sınırı belirten derinin, organizmanın bir dış örtüsü olarak dört özelliği önemlidir (1974): I. Deri, örtücü bir tabaka  olması yanında iç ve dış uyaranlara karşı koruyucudur. Bastırılmış dürtülerin kaslarda sertleşme oluşturması gibi vazomotor fonksiyonlarda da değişiklikler olur ve dermatozlara yol açar. II. Deri önemli bir erojen bölgedir ve dokunma, ısı ve ağrı da erojen haz kaynaklarıdır. Dermatozların bilinç dışı temelinde de çoğunlukla sadomazoşistik eğilimler bulunur. Winnicott bu durumu papüller ürtikerin psikodinamik formülasyonunda şöyle açıklamıştır: ?Derinin uyarılabilirliğinin bir göstergesi olan papüller; giysi, sıcak-soğuk  gibi fiziksel uyaranlar yanında ruhsal nedenlerle de uyarılır ve papül oluşumu ereksiyona eşdeğer bir anlam taşır. Bilinç dışı fantezilerden köken alan uyarılma ve buna bağlı gelişen çatışmalar deride papül oluşumuna yol açar, kaşıma ve yolma davranışları da elle genital masturbasyona karşılık gelir ve haz yolu ile rahatlama sağlanır? (1934). III. Deri, organizmanın yüzeyi olarak dışarıdan görünür ve teşhircilik çatışmalarında yer alır. Bu, güvenlik duygusunun gelişimi açısından önemli narsistik gereksinimlerle ilgilidir. Bu nedenle güzellik-çirkinlik fobilerinde, teşhircilikte ve sosyal fobide rastlanan bilinç dışı çatışmalar aynen dermatozlarda da bulunur. IV. Anksiyete belirtileri de deri belirtileri şeklinde lokalize olabilir. Anksiyete ile deride sempatomimetik uyarılma olur ve bazı belirtiler ortaya çıkar.

Anzieu?ya göre bebek ve anne arasında dokunma yoluyla  kurulan ilişki diğer tüm duyu organlarının algıladığı ve kaydettiği duyumların ilk formlarını içerir. Bebeğin çevresindeki yetişkinlerin bebeğin istek gereksinim ve kaygılarını anladığını gösterme yoludur. Bu iki taraflı iletişim ağı enerjileri harekete geçirir, ortak anlamların üretilmesine yol açar ve egonun ilk uyarlaması olan ?deri ego? sunu oluşturur (Anzieu 1990).

Derinin özel hastalıklarında, örneğin süregen kaşıntıda bastırılmış cinsellik söz konusu olabilir. Yine erkek homoseksüelliğinde anüs ve perinede, cinselliği engellenen kadınlarda ise vulvada kaşıntı dikkati çekmektedir (Drueck 1943, Saul 1938). Benzer şekilde Winnicott, ürtikerin ortaya çıkış nedenlerinden birinin boşalma yolu bulamamış şiddetli arzular olabileceğini ileri sürmüştür (1934).

Pines yazısında egzemalı bir hastasının aktarım ve karşı aktarım dinamiklerini erken dönem anne bebek ilişkisi açısından ele almış ve konuyu şöyle özetlemiştir: ?Yaşamın ilk yılında ortaya çıkan egzema, anne ile bebek arasındaki ilişkinin temelde  bozuk olmasının bir sonucudur ve daha sonraki dönemlerde diğer insanlarla tekrarlayan ilişki sorunu bu rahatsızlığın tekrar tekrar alevlenmesine yol açar. Kendiliğin bozulması ya da yok olması kaygısının ortaya çıkması, tutulma ve bütün olarak muhafaza edilme ihtiyacı karakter oluşumunu etkiler. Bebeğin sakinleştirilme, yatıştırılma ihtiyacını karşılamak üzere ruhsal acılarını görülebilir hale getirmesi, bedeniyle dile getirmeye başlaması ve bu yolla bakım elde etmesi bu hastalarda öğrenilen birşeydir. Bu hastaların analizinde kendiliğin narsistik ihtiyaçlarının karşılanmadığı ve nesne ilişkilerinde aşırı derecede hassas oldukları göze çarpmaktadır. Annenin, bebeğin görünümü ile uğradığı hayal kırıklığı bebeğin kendilik imajında bozulmaya yol açmakta ve gerçek kendilikte sorunlar ortaya çıkmaktadır? (1980). 

Deri hastalıklarının psikiyatrik tedavisinde farmakolojik tedavi yaklaşımı yanında psikodinamik açıdan ele almak önemli, hatta bazı vakalarda zorunlu olmaktadır.

III. Psikosomatik Dermatolojik Hastalıklar

Kliniğe saf dermatolojik, saf psikiyatrik ya da  her ikisinin bir bileşkesi olarak yansıyan bu hastalıklar üzerinde en fazla çalışan yazarlardan biri Koblenzer?dir. Dermatolog ve aynı zamanda psikanalist olan yazarın yaptığı sınıflama daha sonra ufak değişikliklerle birçok yazar tarafından benimsenmiştir. En sık kullanılan sınıflamada hastalıklar üç gruba ayrılır (1987).

1. Birincil Psikiyatrik Hastalıklar         

Artefakt dermatiti, sanrısal parazitoz, nörotik deri yolma, trikotillomani, deriyle ilgili hipokondriak uğraşlar bu grupta sayılırlar. Bu grupta altta yatan neden psikiyatriktir ve hastalar bilinç dışı savunmalarla derilerine zarar verirler. Bu hastaların ağır olanları dermatoloğa başvurduklarında psikopatolojilerini reddetmekte, dermatolog tarafından tedavi olmayı istemektedirler. Bu hastaların savunmalarını hemen yıkıp kısa sürede psikiyatrik değerlendirmeye yöneltmek intihar eğilimi ya da ağır psikiyatrik tablolar ortaya çıkma olasılığı nedeniyle sakıncalıdır. Kısa ve sık dermatoloji görüşmeleri hastanın iyi bir ilişki geliştirmesine olanak verir ve psikiyatriye geçişi kolaylaştırır.

Bu grupta yer alan hastalıklardan bazıları şunlardır:

Sanrısal Parazitoz (SP): Bu olgular ICD-10?da monosemptomatik hipokondriak psikoz olarak tanımlanmakla beraber bazı olgular, belirtilen tanı ölçütlerini birebir karşılamayabilirler (Trabert 1995). Etiyolojiye göre SP üç gruba ayrılır; altta yatan psikiyatrik ya da organik neden olmadığında ?birincil psikotik sanrısal parazitoz? ya da monosemptomatik hipokondriak psikoz, şizofreni, depresyon gibi psikiyatrik bir hastalık zemininde geliştiğinde ?ikincil işlevsel sanrısal parazitoz? ve multipl skleroz, vit B 12 azlığı, serebrovasküler hastalıklar gibi organik bir neden olduğunda ?ikincil  organik sanrısal parazitoz? olarak adlandırılır (Le ve Gonski 2003). Bedensel hastalık eşlik ettiğinde DSM-IV?te ?genel tıbbi duruma bağlı psikotik bozukluk? olarak sınıflandırılmıştır (Johnson ve Anthan 1985). Temel belirti, hastalara herhangi bir mikroorganizmanın bulaştığı inancıdır. Organizmalar deride çoğalıyor, dolaşıyor ve bazen de deriden dışarı çıkıyor şeklinde düşünürler. Bazı hastalar da deriden yoldukları ufak parçaları biriktirip doktora getirirler ve buna kibrit kutusu belirtisi (match box sign) adı verilir (Mercan ve ark. 2005). Sanrılara bağlı deri yolma ise çok nadirdir.

Nörotik Deri Yolmalar: Deride hissedilen kaşıntı ve duyu kaybı ya da deride görülen iyi huylu düzensizlikler sonucunda hastanın tekrarlayan deri yolması ile karakterizedir (Freunsgaard 1984). Bazı hastalarda bu kaşınma ve yolma döngüsü kompulsif bir tören alışkanlığına dönüşmektedir (Hatch ve ark. 1992). Nörotik deri yolmada hastalar tırnakları ile derilerini yolarlar ve artefakt dermatitin aksine bu yaraları kendilerinin oluşturduğunu kabul ederler. Bu deri rahatsızlığına sıklıkla eşlik eden psikiyatrik durumların mükemmeliyetçi ve takıntılı kişilik yapısı, obsesif kompulsif bozukluk ve depresyon olduğu ve psikososyal stresörlerin % 33-98 oranında belirtileri şiddetlendirdiği bildirilmektedir (Gupta ve ark. 1987a). Histopatolojik görünüm deride tekrarlayan lokal travma ile uyumludur (Van Dijk ve vanVoorst 1979).

Artefakt Dermatiti: Artefakt dermatiti, hastanın reddetmesine rağmen kişinin kendisi tarafından tırnakla, sigara izmariti, keskin cisimler ya da kimyasallar kullanarak derisinde meydana getirdiği lezyonlardır (Gupta ve ark. 1987a, Fabish 1980). Lezyonlar, çevresindeki normal dokudan  keskin geometrik sınırlarla ayrılır ve yapış şekillerine göre birçok deri hastalığını taklit edebilirler. Artefakt dermatitine eşlik eden psikiyatrik bozukluklar arasında ağır kişilik bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, depresyon, psikoz, zeka geriliği, Munchausen sendromu sayılmaktadır (Gupta ve Gupta 1993a, Stein ve Hollander 1992). Bu hastalar kendilik imajları ve duygulanımlarını kontrol edemediklerinden kişilerarası ilişkileri sürdürmekte zorluk çekerler. Boşluk duygusu ve öfke ile kendine zarar verici davranışlarda bulunurlar. Gelişmemiş başa çıkma mekanizmaları ile stresle karşılaşılan bir durumda bu lezyonlar bir yardım çağrısı olmaktadır. Bu hastalarda hastalık, kaza ya da yas gibi ağır stres yaratan durumların ardından yaraların görülme oranının % 19-33 olduğu ve stres yaratan durumun ortadan kalkması ile yaraların gerilediği belirtilmektedir (Sneddon ve Sneddon 1975). Sınır kişilik bozukluğu olan hastalarda derisine zarar verme davranışının yanında intihar eğilimi, madde kullanımı ya da aşırı yemek yeme davranışları sık görülmekte ve intihar eğilimleri fazla olmaktadır. Lezyonların garip görünüşü ve hastaların bunların nasıl olduğunu açıklayamaması, tanı koymayı kolaylaştırmaktadır (Hollender  ve Abraham 1973). Lezyonların kişinin kendisi tarafından yapıldığının doğrudan söylenmesi önerilmemektedir (Spraker 1983). Erken tanı, hastalığın süregenleşmesini önlemektedir.

Trikotillomani: Dermatolojik anlamda kişinin kendi kıllarını yolması iken, psikiyatrik tanımlamada kıl yolmanın yanında dürtüsellik eşlik etmelidir (Stein ve ark. 1995). Trikotillomani hastalarında saçlarını yolmadan hemen önce yoğun bir sıkıntı oluştuğu, kılları yolduktan sonra ise gerginliğin azaldığı, haz ve tatmin hissedildiği belirtilmektedir. Genelde saçların alın ve temporal bölgeleri, kaşlar, kirpikler, sakallar ya da pubik bölgelerdeki kıllar yolunmakta ve yolunan kıl emilip yutulabilmektedir (Gupta ve ark. 1987a). Etkilenen bölgede kıllar değişik uzunluktadır. Hastaların % 50?si başlangıçta alopesi areata ile karışmakta, kaş ve kirpik yolma da eklendiğinde  trikotillomani olduğu anlaşılmaktadır (Muller ve Winkermann 1972). 

Hastalığın bu güne kadar yapılan tanımlamaları birçok hastaya uygulanamamakta ya da çok kısır kalmaktadır (Stanley ve ark. 1992, Reeve ve ark. 1992). DSM IV?te başka türlü adlandırılamayan dürtü kontrol bozukluğu olarak tanımlanmış ancak daha sonraları takıntılar arasında sayılmaya başlanmıştır. Buna karşın trikotillomani hastalarının PET çalışmasında beyin glukoz metabolizması sonuçlarının obsesif kompulsif bozukluk hastalarından farklı olduğu görülmüştür (Swedo ve ark. 1991). Başka bir görüşe göre hastaların % 43?ünün saç yolma sırasında bilinçli olmadıkları bulgusuna dayanarak trikotillomaninin disosiasyon ve psikojenik amnezi ile ilişkili olduğu düşünülmektedir (Christenson ve ark. 1991). Bugün trikotillomani nedenlerinin değişken olduğu kabul edilmekte ve başka hastalıklarla birlikte görülme oranının yüksek olduğu belirtilmektedir. En sık görülen psikiyatrik bozukluk obsesif kompulsif bozukluktur ve bazen DSM IV kriterlerini karşılamayabilir (Mc Elroy ve ark. 1994). Trikotillomaninin diğer nedenleri arasında basit alışkanlık, strese tepki, zeka geriliği, depresyon, anksiyete, nadir olgularda sanrılar sayılabilir. Sanrısal olgularda  saç dibinde birşey olduğu, saç yolunduğunda bunun ortadan kalkıp normal saçın çıkacağı inancı vardır. Bu nadir durum ?trikofobi? olarak adlandırılır. Altta yatan psikopatolojinin belirlenmesi ve tedavinin ona göre düzenlenmesi önemlidir. Trikotillomani, derinin histopatolojik değerlendirmesinde tanısal belirtiler gösteren nadir deri hastalıklarından biridir. Bu değişiklik trikomalasi olarak tanımlanır ve sadece trikotillomani hastalarında görülür (Lachapelle ve Pierard 1977). Olguların  % 43?ü kıllarını kendilerinin yolduğunu inkar ederler ve bu olgularda patolojik değerlendirme ile doğru tanı konabilir (Christenson 1991).

2. İkincil Psikiyatrik Hastalıklar

Bu grupta temelde deri hastalıkları vardır ancak bu hastalıklar psikosomatik etmenlerden çok etkilenmektedir. Hastalığın ortaya çıkışını fizyolojik olmasına rağmen psikolojik etmenler ve stres dermatolojik belirtileri alevlendirmekte, hastalığın  psikososyal etkisi de stresin artmasına yol açmaktadır. Deri hastalıklarında ortaya çıkan şekil bozukluğu ruhsal etkilenmeyi oluşturan en önemli değişkendir. Bu etkinin büyüklüğü kişinin kendilik algısı ve diğerleriyle ilişkisi ile yakından ilgilidir. Hastanın yaşı, lezyonların yerleşimi ve doğası diğer önemli değişkenlerdir (Holter ve Burgoon 1961). Lezyon ne kadar küçük olursa olsun ortaya çıkan ruhsal tepki çok farklı olabilir ve bu da altta yatan psikopatolojinin büyüklüğü ile ilgilidir (Medansky ve Handler 1981). Deri hastalıkları, yaşamı tehdit etmemekle beraber yaşam  kalitesini bozmakta ve hastaların çoğunda psikolojik ve sosyolojik yıkım görülmektedir. Sosyal ortamlarda yalıtmaya uğrayan birçok hasta bu duruma uyum göstermekte ancak bazılarında ciddi uyum güçlükleri olabilmekte ve sıklıkla depresyon, anksiyete, sosyal fobi gibi ruhsal hastalıklar ortaya çıkmaktadır (Higgins ve Du Vivier 1994). Temel nedenin fizyolojik ve temel tedavi yaklaşımının dermatolojik olmasına rağmen psikiyatrik yaklaşımın eklenmesi hastanın tedaviye uyumunu artırmakta ve yaşam standardını yükseltmektedir (Medansky ve Handler 1981). Dermatolojik tedaviye yanıt veren hastalarda uygulanmasa bile; dermatolojik yanıt alınamayan hastalarda psikiyatrik değerlendirme ve stres yaratan durumların araştırılması özellikle önem taşımaktadır.

3. Birlikte Görülen Grup (kollaboratif)

Tedavisi en zor hasta grubu budur. Hastalığın ortaya çıkışı yine çok etmenlidir. Bir yandan stres yaratan durumlar, diğer yandan karmaşık fizyolojik ve psikolojik savunma mekanizmaları dikkati çeker. Dermatozların, duygusal durumla ilişkisi en az anlaşılan grubudur. Bu hastalarda bir yandan organik nedenleri araştırırken diğer yandan psikolojik nedenlere de dikkat etmek gerekir. Hastalıkları ortaya çıkaran karmaşık mekanizmalarla ilgili çeşitli kuramlar öne sürülmektedir. Liken planus, atopik dermatit, psoriazis, süregen idiopatik ürtiker ve alopesi areata gibi hastalıkların birçoğunda psikonöroimmünolojik faktörler rol oynamaktadır (Gupta ve Voorhees 1990). P maddesi (substans P) ve vazoaktif intestinal peptit gibi nöropeptitler psöriazis ve atopik dermatit gibi bazı hastalıkların patofizyolojisinde rol almaktadır (Anand ve ark. 1991). Bu nöropeptitlerin nöroregülasyon yapıcı etkisi majör depresyon gibi psikopatolojilerden ve psikolojik stresten etkilenmektedir. Bu konuda ileri araştırmalar yapmaya gerek vardır. Bu grupta yer alan hastalıklardan bazıları şöyle sıralanabilir:

Atopik Dermatiti: Atopik dermatiti başlangıcından önce stresli yaşam olayı görülme oranı % 70?tir (Faulstich ve Williamson 1985). Hastalığın şiddetinin artmasında hastalığa bağlı ya da ailevi nedenlerle ortaya çıkan stres önemli rol oynamaktadır (King ve Wilson 1991). Bu hastalarda aile problemlerini değerlendirmeden önce majör depresyon dışlanmalıdır (Allen 1989). Yetişkin hastalarda  depresyon, hipokondriak semptomlar, sürekli kaygı, ve öfke kontrol güçlüğü kontrollere göre anlamlı derecede yüksektir (Ginsburg ve ark. 1993). Kaşıntı şiddeti depresyon şiddeti ile uyumluyken psikopatolojinin şiddeti ile atopik dermatitin şiddeti uyumlu bulunmamıştır (Gupta ve ark. 1994). Tedaviye dirençli süregen ekzemada işlevsel olmayan aile dinamikleri ile sorunlu ana baba/çocuk ilişkisine dikkat çekilmektedir. Bazı araştırmalarda çocukluk atopik dermatitinde reddeden anne figürü ve yeterli olmayan dokunma uyaranının sorumlu olduğu belirtilmesine rağmen yakın zamanda yapılan diğer araştırmalarda erken çocukluktaki ağır atopik ekzema ile güvenli olmayan anne çocuk bağlanmasının ilişkisi olmadığı belirtilmektedir (Daud ve ark. 1993).

Psoriazis: Yetişkin psoriazis hastalarında hastalığın başlangıcı ya da alevlenmesinde psikososyal etmenlerin etkisi % 40-80 oranındayken çocuk psoriazis hastalarında bu oran % 90?dır (Gupta ve ark. 1987b, Çetin ve ark. 1991). Psoriazisin başlangıcı ve alevlenmesi ile stres etkenleri arasında bir bağ kurulamamıştır. Bunun nedeni kişilerin stresle başa çıkma mekanizmalarının ve yaşanan olaydan çok, kişide yarattığı etkinin farklı olması sayılabilir. Buna karşın hastalığın başlangıcı ya da alevlenmesinde stresin oluşturduğu etkinin ürtiker, akne, alopesi ve atopik olmayan ekzemaya göre daha fazla olduğu belirtilmiştir (Al?Abadie 1994). Psikolojik stres psoriazis hastalarının tedaviye yanıt vermelerini önemli ölçüde etkilemektedir. Depresyon, anksiyete, obsesif kompulsif bozukluklar ve alkol bağımlılığı gibi çeşitli ruhsal hastalıklar psoriasis hastalarında sıktır (Vidoni ve ark. 1989, Rubino ve ark. 1989, Higgins ve du Vivier 1994, Devrimci-Özgüven ve ark. 2000). Psoriazisin duygulanım bozuklukları  ve tedavileri ile ilişkisi çok yönlüdür. Psoriazis, normalde kaşıntılı bir hastalık değildir ancak depresyon şiddeti arttıkça kaşıntı şiddeti de artmakta, intihar riski yükselmekte ve antidepresan tedavi ile kaşıntı ve uykusuzluk yakınmaları ortadan kalkmaktadır (Gupta ve ark. 1988, Gupta ve ark. 1993b, Gupta ve ark. 1994). Psoriazisde alkol kullanımı tedaviye yanıtı azaltmakta, kaşıntı ve uyku bozukluğu ortaya çıkmaktadır (Gupta ve ark. 1993c). Valproik asit, karbamazepin, fenotiyazin grubu antipsikotikler ve bazı antidepresanların ışık duyarlılığına yol açarak, hastalığın tedavisinde kullanılan PUVA ve UVB ile etkileşebildiği unutulmamalıdır (Gupta ve ark. 1989, Kochevar 1980). Yine lityumun psoriazisi ortaya çıkarıcı ya da şiddetlendirici etkisi vardır ve psoriasisin kontrol altına alınamadığı olgularda lityum tedavisi kesilmelidir (Deandrea ve ark. 1982, Selmanowitz 1986). 

Ürtiker ve Anjioödem: Ürtiker ve angioödem hastalarının % 79?unda neden bulunamazken, hastalığın ortaya çıkışında % 11-21 oranında psikolojik etmenlerin doğrudan rolü olduğu ve % 24-68 oranında da kolaylaştırıcı rol oynadığı bildirilmektedir (Champion ve ark. 1969, Michaelsson 1969). Ağır emosyonel stres nedeni ne olursa olsun ürtikeri alevlendirmekte, deprem gibi yıkıcı olaylar ise hastalığı başlatabilmektedir (Arnold ve ark. 1990, Stewart ve Goodman 1989). Ürtiker olgularının % 51?inde stresli yaşam olayları ile hastalık başlamakta, bu oran kolinerjik ürtikerde % 77, dermografizmde ise % 82?ye ulaşmaktadır (Czubalski ve Rudzki 1977). Bu hastalarda depresyonun da sık görüldüğü ve depresyon şiddeti arttıkça ürtiker plaklarının daha fazla kaşındığı belirtilmiştir (Gupta ve ark. 1994). Kişilik özelliği ile hastalık eşleştirildiğinde bu hastaların öfke ve düşmanlıklarını çok dile getiremedikleri ve diğer insanlardan onay alma ihtiyaçlarının fazla olduğu belirtilmiştir (Juhlin 1981). Ünal ve arkadaşları (1991) kronik ürtiker hastalarında anksiyete ve depresyonun üç kat fazla olduğunu belirtirken Topal ve arkadaşlarının yapmış olduğu bir çalışmada kronik ürtiker hastaları ile kontrol grubu arasında depresyon, anksiyete ve kişilik bozuklukları açısından farklılık saptanmadığı ancak bekar, kadın, bedensel hastalığı olmayan ve ilaç kullanmayan olgularda ve ailesinde psikiyatrik hastalık olanlarda belirli kişilik bozukluklarının anlamlı oranda yüksek olduğu belirtilmiştir (2004).

Alopesi Areata: Alopesi areatanın ortaya çıkışında psikososyal nedenlerin etkisi çocuklarda % 22-29, yetişkinlerde ise % 17 oranında olmakla beraber alopesinin şiddeti ile hastanın ruhsal durumu ve duygusal stresin şiddeti arasında doğrudan ilişki bulunamamıştır (De Waard ve ark. 1989). Bazı araştırmalarda son bir yıl içinde yaşanan önemli olaylar açısından alopesi ve kontrol grubu arasında bir fark olmadığı gösterilmiştir (Picardi ve ark. 2003, Demet 2003). Psikolojik stresin en önemli kaynağı kozmetik yönle ilgilidir (Beard 1986). Bu grup hastalarda başta anksiyete ve depresyon olmak üzere çeşitli psikiyatrik rahatsızlıkların görülme oranı % 33 ile % 93 arasında değişmekte ve bu psikolojik problemler saçlar çıktıktan sonra da yıllarca sürebilmektedir (De Waard ve ark. 1989). Psikozu da içeren ağır psikiyatrik hastalıklar, hastaların % 11?inde görülebilmektedir (Koo ve ark. 1994). Bu hastaların bağlanma ilişkilerinde kaçınma yaşadığı, daha fazla aleksitimi gösterdikleri ve sosyal desteklerinin daha az olduğu belirtilmektedir (Picardi ve ark. 2003).

Tüm bu konular dikkate alındığında psikodermatoloji hastalarının ele alınmasında psikiyatri ve dermatoloji uzmanlarının birlikte çalışması gereği açıkça ortaya çıkmaktadır. Psikodermatoloji birimlerinin nasıl çalışacağı ve nasıl eğitim vereceği konusunda tartışmalar yapılmakta ve değişik modeller öne sürülmektedir. Ağırlıklı olarak dermatoloji bölümlerinde kurulan bu birimler psikodermatoloji birimi adı altında işlev görmekte ve biriminin içinde psikiyatrist, psikolog, dermatoloji asistanları ve uzmanları yer almaktadır. Psikiyatristin ekibin içinde yer alması ve hazır bulunması bu hastaların psikiyatrik tedaviyi kabul etmelerini kolaylaşmaktadır (Gould 2004). Dermatolojinin bu amaçla seçilmesi raslantı değildir. Bu nedenle psikodermatoloji gibi ortak çalışma alanının oluşturulduğu bir yapıdan psikiyatriye yumuşak geçişin yapılması, hastanın tedaviye uyumunu ve tedavi şansını artırmak açısından önem taşımaktadır. Psikodermatolojik yaklaşımda deri hastalıklarının tedavi edilmesinin yanında hastanın kişilik özellikleri, eşlik eden psikiyatrik rahatsızlıklar, ailevi durumu, mesleği, sosyal durumunun ele alınması ve bu alanlardaki sorunlara işaret edilmesi tedavi planı içinde yer almalıdır.

Bu konuda çalışan birimler oldukça kısıtlı sayıdadır ancak bu sayı günden güne artmaktadır. Yurdumuzda da bu yapıların kurulması ve bu konudaki araştırmaların özendirilmesi gerekmektedir.

 geri












 
Aralık 2021
  Pzt     Sal     Çrş     Prş     Cum     Cts     Pzr  
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


YETİŞKİN PSİKOLOJİSİ SORUNLARI





































İŞ YAŞAMI PSİKOLOJİSİ SORUNLARI








CİNSELLİK




















 
 

Sitedeki tüm yazılar Uzman Psikolog Alanur Özalp'e aittir. Tüm hakları saklıdır. İzin almadan kullanılamaz.