2
1

2
1


2
ÇOCUK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2
GENÇLİK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2

BEYOĞLU BELEDİYESİ İLE BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRDİĞİMİZ MUTLU AİLELER MUTLU ÇOCUKLAR SEMİNERLERİMİZİ TAMAMLADIK.
1

2
1

.: KANSERE KARŞI GELİŞEN TEPKİLER VE PSİKOLOJİK UYUM SÜRECİ :.

Kanser hastalarının hepsinde psikiyatrik bozukluk ortaya çıktığı düşüncesi de, tüm tepkilerin ‘'normal'' olarak kabul edilmesi gerektiği düşüncesi de yanlıştır.

Hastanın duygusal ve davranışsal tepkileri, beklenen ya da normal kabul edilebilecek sınırları aşınca psikiyatrik ve psikososyal sorunlar ortaya çıkar.

Kansere gelişen tepkilerde;

•  Kanserin özelliklerine

•  Hastanın bir birey olarak özelliklerine

•  Psikososyal çevreye göre farklılıklar söz konusudur.

Bu üç alan arasındaki etkileşim duygusal tepkiyi belirler. Yani kansere tepkileri değerlendirirken bu üç katman arasındaki etkileşim dikkate alınmalıdır.

Kanserli hastanın uyumunda rol oynayan bir dizi tıbbi, psikolojik ve psikososyal faktör vardır. Bunlar;

•  Hastalığın kendisi, hastalığın etkilediği organ, tipi, belirti ve bulguları, seyri

•  Hastanın kansere ilişkin deneyim ve düşünceleri

•  Hangi yaş döneminde olduğu, yaşına uygun amaç ve projeleri için oluşturduğu tehdit düzeyi (iş, aile, yaş dönemi)

•  Çevre destek sistemleri

•  Hastanın genel fiziksel ve psikoloik potansiyeli, kişilik yapısı ve baş edebilme süreçleridir.

Bu çerçevede hastalık dinamikleri şöyle tanımlanabilir (Özkan, 1993):

HASTALIK DİNAMİKLERİ

Biyolojik

Psikolojik

Psikososyal

-Kalıtsal/yapısal etkenler

-Temel fizyolojik süreçler

-Gerçek işlev kaybı

-Etkilenen organ

-Hastalık niteliği ve şiddeti

-Hastanın yaşı, cinsiyeti ve yaşam evresi

-Hastalığın algılanışı

-Kişilik yapısı/savunma mekanizmaları

-Stresle baş etme gücü ve biçimi

-Kişilerarası ilkleri

-Yaşan dönemi yaşam idealleri

-Daha önceki psikiyatrik ve psikososyal durum

-Medeni durum

-Aile ilişkileri dinamiği

-Kültürel yapı

-Değer yargıları

-Aile ve toplumdaki statüsü

-Ailenin ve toplumun tutumu

-Mesleki uyum ve işlevler

İnsan biyo-psiko-sosyal bir varlıktır. Yaşantısı biribiri içine geçmiş, biribiriyle sürekli karşılıklı etkileşim halinde bulunan değişik yönlerden kurtulur. Bugünkü anlayışımızla insan hem biyolojik yapısı ve işlevleri, hem de toplumsal (sosyal) konumu içinde değerlendirilmelidir. İnsanın bu üç boyutlu yapısı genetik, prenatal ve erken çocukluk yaşantısı tarafından biçimlendirilmiştir. Bu biçimlemede biyo-psiko-sosyal etkenlerin rolü bulunması yanı sıra dış dünya ortamı içindeki yaşantısı süresince kişi sürekli olarak bu boyutlar üzerine gerek dış, gerekse iç ortamdan gelen etkiler altındadır. Aynı zamanda kendisinden de dış ortama yansıyan etkiler olmakta ve etki-teki ilişkisi içinde yaşantısını sürdürmektedir. Bu üç öğenin birbiriyle dengesinden homeostasis dediğimiz denge durumu oluşur. Dolayısıyla gerek sağlık, gerekse hastalık halinde insanı bu üçlü yapısı içinde algılamak gerekmektedir.

Sağlık, fiziksel ve ruhsal yönleri ile bir bütündür. Normal koşullarda birbiriyle dengeli bir ilişki ve etkileşim içinde bulunan bu üç boyut, dışardan veya içerden gelen uyaranlarla ya da stres halinde, denge durumu sarsılıp, bozulabilir. Bu dengenin bozulması da koşullara bağlı olarak değişik hastalıklara yatkınlığı ve duruma göre dehastalığı meydana getirir. Stres, kişide zorlanma yaratan etkenleri, uyaranları ya da stres etkenleriyle ortaya çıkan yanıtı tanımlayan bir kavramdır. Duygusal stres yaratan etkenler özellikle tehlike algısıyla bağlantılı olarak ortaya çıkan kişinin kapasitesini aşan, uyumunu zorlayan durumlar ve çatışmalardır. Strese karşı düşünsel, davranışsal mekanizmalar etkili olmayınca fizyolojik mekanizmalar tepki göstermeye başlar. Stres, hipofiz ve adrenal bezleri ve otonom sinir sistemini uyarır. Heyecanların ve streslerin psikofizyolojisine ilişkin çağdaş araştırmalar heyecansal gerginliğin otonom sinir sistemi ve endokrin bezler üzerindeki etkisini göstermiştir. Kişide biyolojik, ruhsal ve toplumsal değişiklikler ortaya çıkabilir. Kişilerin stres altında gösterdikleri belirtiler, duygusal, düşünsel, davranışsal ve fiziksel olarak gruplara ayrılabilir. Kişi, stres altındayken bu gruptaki belirtilerden bir kaçını ya da tamamını gösterebilir. Yaşanan stresin kişiler üzerindeki muhtemel etkisi aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:

Stres'in Çok Boyutlu Etkisi

duygusal

düşünsel

Davranışsal

Fiziksel

kaygı

gerginlik

huzursuzluk

korku

utanma

kendini eleştirme, konsantrasyon ve karar verme zorluğu, unutkanlık, başarısızlık ile ilgiili düşünceler
kekeleme yada benzeri konuşma güçlükleri, ağlama, sinirlilik, dişleri sıkma, iştah artması yada azalması
kaslarda gerginilik ellerin terlemesi, baş ağrısı, sırt yada boyun problemleri, sık hastalanma, yorgunluk hissi, hızlı nefes alma, çarpıntı, titreme

Kanser hastaları tanı, tedavi ve terminal-palyatif dönemlerde çeşitli ve değişik duygusal, ruhsal, davranışsal tepkiler geliştirirler. Bu tepkilerin bir kısmı normal ve hatta uyuma yöneliktir. Bu tür tepkiler tedavi ekibince anlayışla karşılanmalı ve hatta destek görmelidir. Bozuk veya uyumu bozan tepkiler ise, genellikle psikiyatrik değerlendirme ve tedavi gerektirir. Hastalığın değişik evrelerine göre bu tepkileri tanı, tedavi, tedavi sonrası nüks, terminal-palyatif dönemlere göre ele almak doğru olacaktır.

Tanı Aşaması

Bazı kişiler beden işlevlerindeki en küçük bir değişikliği hastalık olarak yorumlarlar ve ‘'ikna olmak'' için sürekli hekim ve hastanelere başvururlar. Bu yelpazenin diğer ucunda ise, tıbbi yardımı reddeden ve hatta kansere ilişkin belirti ve bulgular gizliyenler vardır. Hekim, hastasında kanser olasılığını düşününce, gerekli muayene ve değerlendirmeleri yapar, bu olasılık dışlanır veya kesinleşir. Bazı hastalar tüm testler negatif çıksa da, kanser oldukları inancını sürdürürler ve hatta bazen atipik belirti ve bulgular geliştirirler. Bu belirtiler veya hastalık davranışı tutumu, günlük işlerliği bozduğu zaman, ilgili hekim açıklayıcı tutumla psikiyatrik değerlendirme talep etmelidir.

Kanser tanısı sonrası ortaya çıkan tepkiler kişiden kişiye farklılık gösterir. İlk aşamada en yaygın tepki, şoke olma ve inanmamadır. Gerçeğin hemen inkarı, çoğu kez, katlanılması çok güç, bazıları için imkansız olan gerçeğin yarattığı kaygı, panik ve çaresizlik duygularına karşı geliştirilen bir savunmadır. Bir anlamda, gerçeği reddederek, olmamı kabul ederek hasta, kendini baş edemediği bir kaygıdan korur. Bu nedenle çoğu hastada psikolojik açıdan önceden hazırlanması ve çevre, sosyal, duygusal desteklerin sağlanarak yavaş yavaş bunun söylenmesi daha doğru olabilir. Ardından, kızgınlık ve deprosyon gelişir. Hastanın kızgınlık ve isyanını ifade edememesi deprosyon gelişim riskini arttırır. Onkoloji servislerinde çalışan uzmanlar, bu hastaların kaygı, tepki ve kızgınlıklarını ailelerine ve bazen de tedavi ekibine yansıtabileceklerinin bilincinde olmalıdırlar. Bu dönemde kaygı, yemeden-içmeden kesilme, dikkat dağınıklığı, huzursuzluk gibi durumlar normaldir. ‘'Niye ben'' türü isyan duyguları görülür.

Bolund kanserdeki kriz 4 aşamalı bir süreç olarak tanımlamıştır:

•  Şok hali

•  Tepki aşaması

•  Direnme

•  Uyum

Yukarıda da bahsedildiği gibi, kanser tanısı, felaketçi çağrışımları ile ilk aşamada şok tepkisine neden olur. Kişi, kendi bedenine yabancılaşır, gelecek yatırımları tehdit altındadır. Yaşam krizi içindedir. Bu aşamada en yaygın uyum stili, inkardır. Sıklıkla, ayrıştırma, yansıtma gibi psikolojik savunma tepkileri gelişir. Kişi söyleneni işitmiyor, gerçeği kavramıyor gibidir. Kişiye göre birkaç saatten, birkaç gün ve hatta haftaya kadar uzayabilir. Bu aşamada hastaya zaman tanımalı, umut yaratabilecek olumlu mesajlar verilmeli, tedavi olasılık ve seçenekleri anlatılmalı, duygusal ve ailevi desteği sağlanmalıdır.

İkinci aşama tepki aşamasıdır. Kişi gerçeği kabule yönelmiş ve ona duygusal tepki göstermektedir. Temel tepki biçimi kaygıdır. Yok olma tehdidi, kayıp algısı, ayrılık ve ölüm düşünceleri ve bedene yabancılaşma duygusu, bu anksiyetede temel unsurlardır.

Üçüncü aşama, hastanın gerçeği kabul edip, enerjisini ve ruhsal gücünü yeni yaşamına yönelttiği uyum dönemidir. Bu dönem hastalığı ile birlikte kişinin yaşamayı öğrendiği dönemdir. Tedavi seçeneklerinin belirtilmesi ve bir tedavi programının sunulması kabullenişi kolaylaştırır. Bu aşama ile birlikte, kişi yaşamını, geçmişini, geleceğini ve varoluşunu yeniden yorumlamaya başlar. Kimliğini, yaşamın amacını, kendi narsistik amaçlarını, yaşam tercihlerini sorgular. Güven ve denge arayışı içindedir.

Elisabeth Kübler Ross (1969), kanserde psikolojik aşamaları hastanın kanser tanısını nasıl karşıladığından, izleyen tepkilerin sürecine dek 5 aşamada tanımlamıştır:

Bu aşamaların sırası ve süresi kişiden kişiye farklılık gösterebilir.

•  İnkar

•  Öfke

•  Pazarlık

•  Depresyon

•  Kabullenme

Gren ve ark. (1998), kansere uyum ölçeğinde (MAC-Mental Adjustment To Cancer) uyum mekanizmalarını şöyle sıralamışlardır:

•  Savaşma ruhu

•  Çaresizlik ve umutsuzluk

•  Bunaltılı aşırı uğraş

•  Kaderci kabulleniş

•  Kaçınma ve inkar

Tanıyı takiben uyumu bozan tepkiler de gelişebilir. Hasta tanıyı ve kanser gerçeğini tamamen inkar edip, tedaviyi reddebebilir. Tedavinin reddi, ölümün kaçınılmaz olduğu hissinden de kaynaklanabilir. Diğer yaygın bir tutum, daha az tehlikeli, diğer tıbbi olasılıklara yönelmek ve zaman zaman tıp dışı ‘'tedavilere'' başvurmakıtr. Eğer, uyumu bozan tepkiler süreklilik kazanmış ve hastanın tedavisini aksatıyorsa psikiyatrik müdahele gerektirir.

Burada en çok tartışılan konu, tanıyı söylemeli mi söylememeli mi konusudur. Hasta ve ailesi ile hastanın durumunu konuşmak, değerlendirmek kuraldır. Öte yandan kendisi hakkındaki gerçeği öğrenmek, her insanın doğal ve temel hakkıdır. Günümüzde özellikle Doğu ülkelerinde ve kısmen Avrupa'da bu konuda ‘'sessiz tutum'' halen yaygındır. A.B.D' de ise hekimlerin büyük çoğunluğu (%97) hastaya ‘'kanser'' tanısının söylenmesi taraftarıdır. Amerika'da 1960 yılında ise hekimlerin %90'ı ‘'kanser'' tanısını hastaya söylememekteydiler. Öte yandan ‘'hastanın hakları'' konusundaki yasal ve tıbbi düzenlemeler de ‘'söylenmesi'' yönündedir. Aslında burada temel soru, söyleyip söylememek değil, nasıl söylemek olmalıdır. Bu ‘'nasılın''da kanımca temel cevabı, umudu yok etmeden gerçeğin kabullenişini, sağlamak yönünde olmalıdır. Aslında zaten psikolojik olarak gerçeği inkar etme ihtiyacını yaşayan hastalar, tanı söylense de söylenmese de inkar edeceklerdir. Öte yandan söylenmese de zaten birçok hasta sözsüz iletişim ve ortama ilişkin unsurlarından bu sinyali almaktadır.

Tanının söylenmesinde esas, empati, ilgi, anlayış ve destektir. Hasta umudunu kaybetmeyecek, tedavisini kabul etme ve sürdürmesine fırsat verecek biçim ve çerçevede bilgilendirilmelidir. Hastaya tanı tolere edebileceği şekilde, sürede ve süreçte söylenmelidir. Bu bir kez de değil, birkaç görüşmede yapılabilir. Bu alanda bir diğer nokta da, tanıyı doğrudan tedaviyi sürdüren,sorumlu ve yetkiye sahip olan onkolog veya ilgili uzmanın söylemesidir.

Birçok hasta ilginç bir şekilde, seçici inkar geliştirirler. Yani tolere edebilecekleri ölçüde gerçeği kabul edip, tedaviyi gereksiz görerek, reddedecek biçimde bir reaksiyona başvurmadan adapte olurlar. Tanının hastaya tedavi seçenekleri, klinik ve sosyal destek yardım imkanları sunulduktan sonra söylenmesi en uygundur.

Tanı kesinleştikten sonra ilgi, açıklık, gerçekçi umutlandırma ile söylenmelidir. Hastanın anlayabileceği biçimde gerçeği inkar etmeden, tedavi ve bakım seçenekleri içerecek şekilde söylenmesi uygundur.

Tanıyı takiben şok hali, inanamama, inkar, kızgınlık, depresif duygudurum, uyku, iştah ve günlük faaliyetlerde bozulma gelişir. Aslında benzer duygular tepkiler, yaşamı tehdit eden tüm hastalıklarda görülür. Burada sevilen bir kişinin, objenin kaybedilmesi, ya da kaybedileceği endişesine benzer kaygı yaşanır. Benzer tepkiler şu ya da bu ölçüde amputasyonda, ciddi yanıklarda da görülür.

Tedavi Aşaması

Tanıyı takiben birçok ileri tetkikler ve çeşitli tedavi yöntemleri gündeme gelir. Birçok hasta özellikle ilk tedaviye büyük umut besler ve her türden rahatsızlık ve uğraşıyı göze alır. Tedavi öncesi muhtemel kayıplar ve yan etkilerin açıklanması işbirliği açısından önemlidir.

Cerrahi girişimler hastalarda kaygı ve özürlülük duygusu yaratır, ancak birçok hastada, hastalıklarının yaşamı tehdit edici boyutuna ilişkin endişeleri ön planda olduğu için, bedeb imajı ve görünüme ilişkin endişeler ikincil planda kalır. Bu endişelerin çok öncelikli olduğu hastalar ise, cerrahi girişimi ertelemeye ve cerrahi dışı yöntemler aramaya yönelirler. Bu hastalarda cerrahi girişim yüksektir. Bazen yas ve kayıp tepkileri gelişir. Bu reaksiyonun şiddeti, hastanın beden bölgelerine ilişkin yaşadığı duygusal ve sembolik anlamlarla ilişkilidir.

Radyoterapi uygulaması yeni kaygı ve korkular yaratır. Uygulama öncesi bilgilendirme, yanlış kanı ve endişelerin düzeltilmesi, amaçların belirtilmesi önemlidir. Hastanın hekim ve ailesi ile tedavinin her aşamasında bağlantısının sürdürülmesi, yalnızlık ve terk edilmiş duygularının gelişmemesi için önemlidir.

Kemik iliği supresyonu ve infeksiyon riskinden dolayı, gereken zorunlu izolasyon, psikolojik durumu daha da kötüleştirir. Hastalarda mümkün olan her aşamada fiziksel yakınlık, ilgi, ruhsal açıdan destek sağlar.

Tedavi Sonrası

Tedavi sonrası aşamada, nüks endişesi ve uyum güçlükleri ön plandadır. Yeni bir nüksün ortaya çıkması; kanser tanısı aldığı dönemdeki, hatta daha şiddetli tepkiler ve en sıklıkla uykusuzluk, anoreksi, yerinde duramama, kaygı, umutsuzluk ile belirgin depresyon ortaya çıkar.

Kanserde Psikolojik Tepkiler

 

Normal-uyuma yönelik

Uyumu bozan

Tanı Öncesi

 

1-Kanser olasılığı ile ilgili kaygılı bekleyiş

•  Kanser tanısı konmadan hastalık belirtileri geliştirme

•  Hastalık olasılığının inkar edilmesi ve tedavide gecikme

Tanı Aşaması

•  Şoke olma

•  İnanamama

•  Başlangıçta kısmi inkar

•  Kaygı

•  Kızgınlık, isyan, suçlayıcı duygular

•  Depresif mizaçlı uyum

•  Kesin inkar, tedaviyi reddetme

•  Ölümün kaçınılmaz olacağı düşüncesi ile tedaviyi reddetme

Tedavi Aşaması

Cerrahi tedavi:

•  Cerrahi girişimin geciktirilmesi

•  Cerrahi dışı tedaviler

•  Beden imajı değişikliğine bağlı kayıp tepkisi

Radyoterapi

•  Işın tedavisinin yan etkilerinden korkma

•  Terk edilme korkusu

Kemoterapi

•  Yan etkilerinden korkma

•  Beden imajı değişiklileri

•  Kaygı, izolasyon, eğilimi, hafif depresif duygu durum

•  Alturuistik duygular (organlarını bağişlama)

•  Cerrahi girişim sonrası reaktif depresyon

•  Beden imajı değişiklikleri ve uzamış ciddi yas reaksiyonu

Tedavi sonrası

•  Normal baş etme düzneklerine ve hastalık-tedavi sınırları içinde yaşama dönüş

•  Nüks korkusu

•  Şoke olma

•  İnanamama

•  Kısmi inkar

•  Kaygı

•  Kızgınlık

•  Depresif duygu durum

Hastalığın seyir ve ilerlemesi

•  Yeni bilgi araştırma ve çeşitli tedavi olasılıklarına dönük arayış ve konsültasyonlar

•  (Majör) Depresyon

 

Terminal-palyatif dönem

•  Terk edilme korkusu, ağrı, bilinmezlik korkusu, varoluşçu endişeler

•  Ölüm düşüncesine bağlı kişisel yas duygusu ve kabullenme

•  Depresyon

•  (Akut) Deliryum

Diğer risk etkenleriyle karşılatırıldığında psikososyal etkenlerin kanserin başlamasına az da olsa katkıda bulunduğu öne sürülmüştür. Ancak son zamanlarda yapılan çalışmalar psikososyal etkenlerin kanserin başlamasından çok ilerlemesi üzerinde etkili olduğunu düşündürmektedir. Psikososyal yaklaşımların kanserli hastalarda yaşam kalitesini arttırdığı düşünülmektedir.

Hastalığa, hastanın kişilik yapısına ve psikososyal ortama göre değişmekle birlikte, kansere karşı gelişen duygusal tepkilerin en yaygın olanları şunlardır: Yas reaksiyonu, yalnızlık, uyum güçlüğü, depresyon, kaygı, inkar, öfke. Regresyon ve bağımlılık, suçluluk, hostilite, yansıtma, patoljik bağımlılık, agresif direnç, reddedici olma ve karşı gelme, kaygı, stres ve güçsüzlük.

Kanser hastaları genelde kendilerini yalnız ve diğer kişilerden uzak ve anlaşılmadıklarını, dışlandıklarını hissedebilirler. Diğer hastalarla etkileşim ve paylaşım içinde olmak kendini daha az yalnız hissetmeye yardımcı olabilir. Birçok kişi destek gruplarına katıldığında ve kendisiyle aynı zorlukları paylaşanlarla konuştuğunda kendini daha iyi hissetmektedir. Herkes destek grubuna katılmayı istemeyebilir. Bazı kişiler tek bir kişiyle konuşmayı tercih edebilirler. Kişi ailesinden biriyle, yakın bir arkadaşıyla, aynı inançtan biriyle ya da bir uzmanla görüşmeyi tercih edebilir.

Öncelikle kişiler kanser olduklarını kabul ettiklerinde sıklıkla bir umut hissederler. Umutlu hissetmede birçok sebep vardır.

•  Kanser tedavisi başarılı olabilir. Kanser hastası olan milyonlarca kişi bugün hayattadırlar.

•  Kanser hastaları tedavi sürecinde de aktif olarak hayatlarına devam edebilmektedirler.

•  Geçmişe göre günümüzde kişinin kanserle ya da kanserin ötesinde yaşama şansı artmıştır. Kişiler kanser tedavisi bittikten sonra yıllarca yaşayabilmektedirler.

Bir diğer tepki olan öfke kontrol edilemeyen durumlarda ortaya çıkan en kolay ve hızlı tepkidir. Kanser hastaları için öfke, incinebilirliği ve paniği maskelemek olarak ele alınabilir. Kişilerin temelde kendilerine sordukları sorular şunlardır: Bu niye bana oluyor? , Bunu hak etmek için ne yaptım? , Olumlu duyguların önünü kesmek arkadaşlar, aileyle çatışma, geçmeyecekmiş gibi gelen sıkıntılar hissetmek, bu tepkiler normal tepkilerdir ve bunlar kanser hastalarında öfkeyle birlikte çıkabilir. Bazen bu öfke en yakındakilere yani eşe, çocuklara veya yakın arkadaşlara yönelirken kimi zamanda dış dünyaya yönelik olur. Örneğin mastektomi geçiren bazı kişiler, tüm sağlıklı kadınlara kızabilir. Bazı hastalar ise öfkeyi kendilerine yönlendirebilirler. Kimi zaman bu duygu, derin bir suçluluk duygusuna, üzerine gidilmezse depresyona yol açabilir.

Birçok kanser hastası suçluluk hissedebilir. Örneğin; kişi sevdiği insanları üzdüğü için kendini suçlu hissedebilir,duygusal ya da ekonomik olarak diğer kişilere sıkıntı verdiği konusunda da endişe duyabilir ya da kişiler diğer insanların sağlıklı oluşunu kıskanabilir ve bu duygudan ötürü de mahcubiyet hissedebilir. Kişi kendinin kanser olmasını seçtiği yaşam sitilerine bağlayıp suçlayabilir.

Hastaların yanı sıra aile üyeleri ve arkadaşlar da kendilerini suçlu hissedebilir çünkü:

•  Kişi hastayken kendileri sağlıklıdır,

•  İstedikleri kadar yardım edemezleri,

•  Kendileri stresli ve sabırsız hissederler.

KANSERİN TÜRÜNE GÖRE BAŞLICA SORUN ALANLARI

Cassem (1991)

Prostat Kanseri

Serum prostat spesifik antijeni test (PSA) sonuçlarında anlamlılık: anksiyete

İlk tanıyı takiben tetiktelik hali

Cerrahi müdahalenin ya da radyosyonun yan etkileri: idrar tutamama ya da erektil disfonksiyon

Cinsel fonksiyon bozuklukları

Yorgunluk ve cinsel istek kaybı

Meme Kanseri

Mastektomi ya da rekonstrüktif cerrahiye ilişkin beden imajında değişimler

Adjuvan kemoterapi ve yan etkileri: saç dökülmesi, kilo alımı, yorgunluk ve konsantrayona azalma

Menopoz belirtileri: insomni, cinsel fonksiyon bozuklukları ve adjuvan tedavi,

Hastalıktan korumaya yönelik mastektomiye ilişkin kaygılar

Cinsellik ve doğurganlık odaklı kaygılar

Partner ile ilişki temelli sorun kaygılar

Akciğer Kanseri

Azalmış akciğer kapasitesinde fiziksel limitasyon

Post-torakotomiye bağlı nevralji

Öksürük

Geçmişte ve bugündeki nikotin bağımlılığına yönelik suçluluk

Yumurtalık kanseri

CA 125 tümor marker'ına ilişkin anksiyete

Cinsellik ve kısırlık

Ağrı ve tekrar barsak obstrüksüyonu

Pankreas Kanseri

Zayıf iştah

Bağırsak fonksiyonlarında bozulma

Ağrı

Diyabet

Depresif duygudurum

Baş ve Boyun Kanseri

Yüz bölgesinde deformite

Ağız kuruluğu

Beslenmede yetersizlik

Ses kısıklığı ve iletişim güçlükleri

Tedavi sonrası hipertiriroidizm

Lemfoma

Kortikosteroidlerin duygudurum değişiklerine sebep olması

Tekrar eden kemoterapiye ihtiyaç

Hodgkin Hastalığı

Tedavi sonrası hipertiroidizm

Yorgunluk

Osteosarkom

Amputasyon/protez ya da kemik graftı

Zayıflamış değişkenlik

Post-torakotomiye bağlı nevralji

Hastalığa verilen tepkilerin yanı sıra, fiziksel hastalığın gelişimi ile hastalar ve onların aileleri bir çok psikolojik engelle karşılaşırlar. Bunlar;

•  Gelecek hakkında şüphe, belirsizlik: Doktorların tatmin edici ve yeterli bilgi vermedikleri durumlarda, ciddi fiziksel hastalığın teşhisi şüphe yaratır. ‘'Tedavi sonucunda iyileşecek miyim?'', ‘'Ne kadar süre yaşayacağım?'' gibi anahtar soruların cevabı zordur. Bazı hastalarda, tedavi bile olsalar, hala tekrarlama ve erken ölüm olasılığı vardır. Hastaya hastalığı ile ilgili önemli noktalar uygun bir şekilde açıklanmayabilir veya hastalar çelişkili bilgiler alabilirler. Bunlar şüpheleri, belirsizliği artırabilir.

•  Hastalığını anlamlandırma: Ciddi bir hastalıkla karşılaşan kişi genellikle ona açıklama bulmaya çabalar. Kişi ‘'Neden ben?'', ‘'Niçin şimdi?'', ‘'Bunun olması için ne yaptım?'' gibi sorular sorar. Uygun açıklama bulunduğunda psikolojik adaptasyon daha mümkündür. Bazı hastalıklarda bu soruların cevapları daha kolaydır ama bazı durumlarda güçlü risk faktörleri elde edilemeyebilir. Bu teorileri kabul eden hastalar da kendi kendilerini suçlayabilirler. Kanserli hastalar sıklıkla kendi kendilerini suçlarlar ve bu kendini suçlama moral bozukluğuna yol açarak benlik saygısını azaltır. Bazı hastalar suçluluk duygusunu yakınlarına yansıtabilirler ve bu durum kişiler arası ilişkilerini ciddi şekilde bozabilir.

•  Kontrol kaybı: Hastalar iyileşmeye katılabildiklerine inanırlarsa, hastalığın yaşamı tehdit etmesi ile baş edebilirler. Koroner kalp hastalığında hastalar kilo vermeli, sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanmalı, sigarayı bırakmalı veya egzersizi arttırmalıdırlar. Kanserde sigaradan başka güçlü risk faktörü yoktur ve hastalar çaresiz hissedebilirler. Hastalar sağlıklarını korumak için en iyisini yaptıklarını hissederlerse de muhtemelen çaresizlik oluşur. Diğer hastalar hastalıklarıyla savaşırlar, yaşam biçimlerinde birini veya daha fazlasını değiştirebilirler veya gönüllü organizasyonlara ve kendi kendine yardım gruplarına katılabilirler.

•  Yetersizlik ve başarısızlık duygusu: Kanser hastaları sıklıkla bedenlerinin kendilerine ihanet ettiği duygusunu yaşarlar. Kişisel yetersizlik duygusu büyük oranda depresif hastalığı arttırır.

•  Stigma: Fiziksel hastalık ve engellilik hali stigma ile yakından ilişkilidir. Hastalar sıklıkla ‘'kirli'', ‘'temiz değil'', ‘'bulaşıcı'' gibi kelimeleri kullanarak ifade ederler. Benzer şekilde, AIDS gibi ciddi hastalıklar diğer kişilerde reaksiyon (ani tepki) ve duygusal tepkiler uyandırabilirler. Ebeveynler sıklıkla kanser veya AIDS tanısı alan çocuklarının diğer çocuklarla oynamasına izin vermezler. Kanser hastasının ailesi de stigmatize olmuş hissedebilir. Davranış (cinsel davranış), alışkanlıklar, içki, sigara ile bağlantı kurulan hastalıklarda stigma daha fazladır.

•  Gizleme: hastalar yakın arkadaşlarından, akrabalarında veya iş arkadaşlarından teşhisi gizlemeye karar verebilirler. Bu sevilen birinin korunması için de yapılır. Gizleme zayıf-yetersiz psikolojik uyumla ilişkilidir, çünkü hastalar duygusal destek almayı yasaklamış olurlar.

 











 
Eylül 2021
  Pzt     Sal     Çrş     Prş     Cum     Cts     Pzr  
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30


YETİŞKİN PSİKOLOJİSİ SORUNLARI





































İŞ YAŞAMI PSİKOLOJİSİ SORUNLARI








CİNSELLİK




















 
 

Sitedeki tüm yazılar Uzman Psikolog Alanur Özalp'e aittir. Tüm hakları saklıdır. İzin almadan kullanılamaz.