2
1

2
1


2
ÇOCUK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2
GENÇLİK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2

BEYOĞLU BELEDİYESİ İLE BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRDİĞİMİZ MUTLU AİLELER MUTLU ÇOCUKLAR SEMİNERLERİMİZİ TAMAMLADIK.
1

2
1

.: PSİKO-ONKOLOJİ UYGULAMASINDA ETİK VE MEDİKO-LEGAL KONULAR :.

Tıbbi Etik

Hekimlik, bilimsel, klinik bir disiplin olmasının yanında insani ve ahlaki değerlerin yüksek olduğu bir alandır. Hekimlik uygulamasında insan yaşamına ve insan onuruna en yüksek değer vermeyi temel alan, evrensel ilkeler ve değerler vardır. Hasta-hekim arasındaki ilişkide temel güven, hastanın bir birey olarak tüm haklarına saygı ve gizlilik esastır. Herhangi bir yakınma ya da hastalık belirtileri ile başvuran kişi, o hastalığa neden olan biyolojik sorunların yanında gelişimsel özgeçmişe ilişkin ve kültürel bir dizi unsuru birlikte getirir. Ayrıca, o hastalığın kendi ve tedavi yöntemlerinin kişinin ruhsal yaşantısı, özel yaşamı ve sosyal yaşantısına ilişkin bir dizi yansıması vardır. Böylece hastalık yakınma ve belirtileri ile beraber, bu yakınmalarla doğrudan ya da dolaylı ilgisi olabilen bir dizi özel bireysel ve toplumsal alanlar gündeme gelir. Hasta-hekim ilişkisinde hekim her şeyden önce kendini tanımalı, kendi değer sistemlerini bilmeli ve kendine ilişkin özel ya da o toplumla ilgili yaygın değer sistemlerinin olası yargılayıcılığından uzak bir tutumda olmalıdır. Hekimlik uygulaması insan varlığına, sağlığına ve haklarına ilişkin evrensel ilkeleri içerir. Bu ilkeler her toplum ve kurumda geçerlidir.

İnsan biyolojisinin toplumlarüstü mekanizmaları olduğu gibi, insan psikolojisinin de kültürlerden etkilenmekle birlikte, evrensel ilke ve süreçleri vardır.

Öte yandan hekim kendi yeteneklerinin, uzmanlık becerilerinin, sınırlarının ve davranışlarının kökeninin bilincinde olmalıdır. Hekim hastasını yakınmaları ve hastalığın yanında yaşanan duyguları, düşünceleri, yaşam amaçları ve değerleri ile bütün bir birey olarak değerlendirebilmelidir. Bu ilişkide hastayı bir bütün olarak anlayabilme ve empati kurabilme temeldir.

Hekim-hasta ilişkisinde empati ve bilgilendirmeden sonra mahremiyet ve gizlilik ilkesi gelir. Bu insanın özelliklerine, özel yaşamına ve mahremiyetine saygıdır. Bu mahremiyet hastadaki bir kitle, bir ağrı yakınması olabileceği gibi bir duygu, gerçek ya da düşlenmiş bir yaşam biçimi şeklinde de olabilir. Bu mahremiyet açık ve serbest bilgi aktarımını kolaylaştırır ve birçok insan ilişkisine göre, çok özel bir yakınlık doğurur.

Hekimin birçok diğer insana göre hastasının bedensel ve ruhsal dünyasını anlama ve tanıma ortamı vardır. Bu yakınlık hasta için çok güç ve sıkıntılı bir durumdayken sağlanır. Bu dönemde güven, kişilik hakları ve mahremiyete saygı esastır. Hasta bu dönemde birçok özel gerçeklerini, sırlarını ve kendince olası kusur ve hatalarını anlatır. Bu bilgilerin gizliliği, mahremiyeti ilişkide temel ilkedir. Hastanın izni ve bilgisi dışında hiçbir şekilde açıklanamaz, izni ile açıklanabilecekler de hastanın sağlığı ve çıkarı doğrultusundadır. Bu bilgilerin ifade edilmesi, hiçbir şekilde mahremiyeti ve kişilik haklarını zedeleyici olamaz. Ruhsal bozukluğu olan hastalarda bu mahremiyet daha da önemli ve özel bir durum arz eder. Psikiyatrik tıbbın günlük uygulamasında bu alanda birçok konu gündeme gelir. Psiko-onkoloji uzmanı kendi uzmanlık ve yetkisi içinde hastanın özel duygusal yaşantısı ile ilgili birçok bilgi edinmiş olabilir. Bu bilgilerden hastalığın tedavisi ya da mevcut sorununun çözümü için zorunlu olan bilgiler ve yine hastanın izni ile hekim ya da aile değerlendirilir.

Hasta-hekim ilişkisinde, duyguların serbestçe ifade edilmesi bir diğer ilkedir. Hasta yakınmaları ile birlikte hastalığı ile ilgili endişe, korku, üzüntü, suçluluk, utanç gibi birçok duygu ve düşünce geliştirir. Hekim yakın, saygılı, empatik durumları ile hastanın bu duygu ve düşüncelerini açıklamasına fırsat verir ve hastanın kaygı ve korkularını gidermeye çalışır. Hekimlik uygulamasında temel ilkelerden bir diğeri kuşkusuz hastalığın ne olduğu, tedavi programı ve seçenekleri konusunda hastanın bilgilendirilmesidir. Belirsizlik, boşluk, bilgi eksikliği kaygıyı daha da arttırır. Bu anlamda hekim aynı zamanda öğretici ve eğiticidir. Hastalık nitelik ve şiddeti ne olursa olsun, neyin bilindiği ya da bilinmediği anlatılmalı, hastalık ve ilişkili sorunlar tüm boyutları ile tanımlanmalı ki terapötik işbirliği içinde çözüme yönelinebilinsin. Böylece hastalığın seyrini olumsuz etkileyebilecek tutum ve alışkanlıkların düzeltilmesi için, hastanın erken iş birliği sağlanabilir. Bu yeni durumun kişinin özel, ailesel, sosyal ve mesleki yaşantısını ve geleceğini nasıl etkileyebileceğini, olumsuz etkilerin nasıl en aza indirebilineceği tartışılır. Bu bir tür ortak amaca dönük birlikte mücadeledir. Hastalık her ne olursa olsun, sadece biyolojik bir sorun değil, hastanın yaşamının birçok boyutunu ilgilendiren bir konudur. Tıp ve bilimin olanaklarından en uygun ve rasyonel yararlanmaya çalışırken, bireyin psikolojik ve sosyal durumu ve değerlerini ve hastalığın bu alanlara etkisini dikkate almayı esas almalıyız.

Hekim, hastalık ve ilişkili sorunların bilimsel irdelenmesini yapar, tıp ve bilimin olanakları içinde, çözüm yollarını belirtir ve hastanın karar vermesinde ve hastalığı ile baş etmesinde yardımcı ve yol göstericidir. Hastanın bir birey olarak kendi etik ve değer sistemi kararlarında ve tercihlerinde esastır. Hekim bilgi ve deneyimlerini, bilimsel bulgularını açıklar. Ancak toplumun ya da kendinin değer yargılarını empoze etmez. Hekim hastanın yaşamına ve sağılına olduğu gibi, tercihine ve kararına da saygılıdır. Bilgi eksikliği, kültürel tutumlar ya da ruhsal bozukluk nedeni ile karar verme ve yargı bozukluğu tanımlayanlar, ayrıca aile ve ilgili uzmanla birlikte değerlendirilir. Bu özel durumların dışında, hasta-hekim ilişkisinde toplumsal ya da hekimin bireysel değer ve tercihleri değil, hastanın bireysel hakkı ve otonomisi, hastalığın tedavisi ve hasta için gerekli bilimsel veriler esastır. Hasta için yaşam kalitesi ile toplumun o hastalık ya da hastaya ilişkin yaşama, yaşam kalite ve önceliği farklı olabilir. Ancak hekimlik uygulamasında bilimin evrensel ilkeler geçerlidir. Toplumun değer yargıları, inançları, zenginlik, güç, gençlik, sağlık, statü gibi birçok değer yargısı ve tercihi olabilir. Değişik toplumlarda değişik dönemlerde doğum kontrolü, alkol kullanımı, ötenazi, yaşlılık, güzellik konusunda farklı tutum ve anlayışta olabilir. Ancak doğrudan hasta-hekim ilişkisinde evrensel platformda bu değişen değer yargıları değil, hastanın bireysel ve evrensel hak ve tercihleri esastır. Ötenazi konusunda dikkat edilecek bir diğer nokta da, kişinin kendi yaşamı konusundaki düşüncelerinin değişebileceği gerçeğidir. İnsanlar sağlıklı iken “acı çekerek yaşamaktansa ölsem daha iyi olur” gibi düşünürler.

Ancak bu hasta olunca da böyle düşünecekleri anlamına gelmez. Psikiyatri ile iş birliği bu konuları en uygun biçimde değerlendirmek için de yardımcıdır. Birçok insan akut organ kaybı sonrasında ya da şiddetli ağrı çekerken ölümü arzulayabilir, ancak birkaç gün ya da hafta sonra farklı düşünecektir. Genel hastane psikiyatrisi uygulamasında kuşkusuz hekimlik ilke, kural ve ahlakı aynen geçerlidir. Tıp ve psikiyatriye ilişkin tüm ortak ilkeler ve yaklaşımlar ve yöntemler geçerlidir. Bununla beraber, bu alanın kendine özgü sorunları ve gündeme getirdiği tartışmaları vardır. Psikiyatri disiplini mediko-legal ve etik konularda belirli sınırlarda görüş ve değerlendirmeler ortaya koymak durumundadır. Konsültasyon taleplerinin yerine getirilmesinde psikiyatri uzmanının bu karar süreçlerine katılımı ve katkısı söz konusudur. Ülkemizde mediko-legal alanda, henüz yeterince gündeme gelmemiş konular vardır. Hekimlerin hakları, yükümlülükleri, tedaviyi reddetme “hakkı”, hasta hakları ve ötenazi bunarlın arasındadır. Ötenazi çok boyutlu ve birçok disiplini ve toplumun değer yargılarını ilgilendiren, çok dikkatli yaklaşılması gereken bir konudur. Toplumumuzun bu konudaki tutum ve beklentileri ile tüm tıp ve bilim dünyamızın deneyim ve görüşleri ışığında ele alınması gerekir. Yerleşik hekimlik anlayış ve vicdanı, toplumun tutumu açısından ötenazi tamamen yasa dışıdır.

Ülkemiz genel hastane psikiyatrisi uygulamasında anlayış, ilke, yöntem ve standartlar açısından daha yerleşik gelişmesi gerektiği kanaatinde olduğum mediko-legal konuları şöyle tanımlayabilir:

•  Hastaların bireysel hakları

•  Bilgilendirilmiş onay

•  Mahremiyet ve gizlilik

•  Yeterlilik ve onay ya da yetersizlik

Hastaneye yatırma ve fiziksel kısıtlamaya ilişkin kararlar ve tedaviyi reddetme hakkı, gelişmiş ülkelerde ayrıntılı tartışmaları gündeme getiren konulardır. Bu anlayış içinde bir hastanın tedaviyi reddetme hakkı vardır. Ancak bu hak kayıtsız-şartsız değildir. Yaşamı tehdit eden tıbbi acil durumlarda, bu hak tıbbi öncelikler içinde değerlendirilmelidir. Tıbbi servislerde tedavi gören hastalarda delirium, psikoz, majör depresyon durumlarında, konsültasyon psikiyatrisi ve psiko-onkoloji ekibi, ilgili servis hekimi ve gerekirse aile ile görüşerek durumu belirtmelidir. Psikiyatrik konsültasyonların bir kısmı tedaviyi reddetme ile ilgilidir. Tedaviyi reddeden hastalarda bu düşünce ve tutumların kökeni araştırılmalıdır. Erken işbirliği, uygun psikiyatrik değerlendirme ve yardım ile birçok hastada uyum sağlanır. Tedaviyi reddetme davranışı terk edilir. Hasta kendi durumunu kavrama ve sağlıklı karar vermek için ruhsal yönden yeterli değil ise, ailenin bilgilendirilmesi ve onayının alınması gerekir.

BİLGİLENDİRİLMİŞ HASTA VE BİLGİLENDİRİLMİŞ ONAM

Bir hastada tıbbi ve cerrahi işlemler yapan hekim, hastayı işlemler hakkında bilgilendirmeli ve onayını almalıdır. Aslında hasta ile sağlıklı etkileşim, önce hastalığı hakkında iyi bir iletişim kurmakla başlar.

Bilgilendirilmiş onam etkili bir bilgilenme ve iletişim sürecini gerektirir. Hekim, tedavide belirlenmiş kararları uygulamak için hastaya yeterli bilgi vermelidir. Bu bilgilendirme hastanın tedavisinde etken rol almasını, katılımını sağlar, ruhsal yönden olumlu etki eder, hekimin hasta ile ilişkisini işlevsel kılar. Bilgilendirilmiş onam, tıbbi veya cerrahi müdahale öncesinde uygulanacak girişimler için, hastayı ayrıntılı biçimde bilgilendirip, onayını alma olarak tanımlanır. Yeterlilik ise hastanın bu onayı verebilecek mental kapasite veya yeterlilik düzeyinde olup olmadığını değerlendirmektir.

Her ikisi de hekimlerin uygulamaları sırasında zaman zaman karşılaştıkları, ancak ülkemizde henüz yasalarla belirlenmemiş konulardır. Belirsizliği yüzünden de kişilere özgü tutumların sergilendiği alanlar olma durumundadır. Oysa ki gelişmiş ülkelerde söz edilen durumların titizlikle ele alınması zorunlu kılınmıştır.

•  Bilgilendirme işlemi (Özkan, 1993)

•  Hastanın durumu,

•  Planlanan tedavi ve olası alternatifler,

•  Planlanan tedavi önerilerinin yararları

•  Ortaya çıkabilecek risklerin açıklanmasını kapsamaktadır.

Hastanın rızasının alınabildiği durumlarda, girişimin uygulanmasına geçilebilirken, onayın alınmadığı kimi koşullarda hastanın karar verme yeterliliğinin değerlendirilmesi söz konusu olmaktadır. Bu aşamada psiko-onkoloji ekibinden bir psikiyatrik bozukluk nedeniyle içinde bulunduğu tabloyu gerçekçi değerlendirme yetisinde değişiklik olup olmadığını saptamak ve varsa altta yatan psikiyatrik nedeni düzeltmektir. Hastanın bu kararı verme yeterliliğinde olmadığı durumlarda ise, vekil tayinini sağlamak hedeflenmektedir.

Bilgilendirmede temel amaç, hastanın, hastalığına ve tedaviye uyumu ve işbirliğinin sağlanmasının yanı sıra daha ileri davranış sorunlarının (depresyon, anksiyete vb.) ortaya çıkmasının önüne geçilebilmesidir.

Bütün olarak bakıldığında, bu konu hasta hakları açısından çok önemli olmakla birlikte hala birtakım tartışmaları içinde barındırır görünmektedir. Bu nedenle hastalar ve hekimler açısından olumlu gelişmeler sağlayabilmek ve doğru hedeflere varabilmek için, bu tartışmaların ülkemiz gündemine de girmesinin yararlı olacağına inanıyorum.

Kuşkusuz bilgilendirilmiş onam, bilgilendirilmiş bir hasta gerektirir. Hastaya verilmesi gerekli bilgiler, fiziksel hastalığa, bu konudaki bilimsel veriler ve seçenekler, hastanın yaşına, zekasına, deneyimlerine ve benzer faktörlere göre, hastaya uygun anlayabileceği nitelikte olmalıdır.

Bilgilendirilmiş hasta, sağlanan bilgiyi anlar ve tedavi/işlemler hakkında karar verebilir. Onam, eğer yeterlilik yoksa var olamaz. Tıbbi veya psikiyatrik acil vakalar, yeterlilik ve de onayın gerekmeyebileceği ayrıcalıklı durumlardır. Bilgilendirilmiş onamın gerekli kıldığı potansiyel sorunlar vardır. Tedavi işlemlerinin tartışmasında hem sık görülen, hem önemli olan riskler açıklanmalıdır. Tedavi veya işlemle ilgili sayısız risklerin varlığı, hastanın kendini belirsiz bir durumda, çaresiz bir kurban gibi hissetmesine neden olabilir. Bu durum, hastanın anksiyetesini arttırır ve karar verme sürecini karmaşık hale getirir. Diğer yandan, risklerin istatistiksel olarak sistemli var olması, hastaların kontrol altındaymış gibi hissetmelerine neden olur.

Bilgilendirme, gereksiz ayrıntıları gündeme getiren yeni kaygı odaklarının gelişmesine yol açmamalıdır. Genel hastane ortamında mediko-legal sorunların ortaya çıkmamasında en önemli basamak kuşkusuz hastaların bilgilendirilmeleri ve hasta-hekim iletişiminin sağlıklı olmasıdır. Psiko-onkoloji ekibi ile erken işbirliği bu alanda sorunların çıkmasını azaltacaktır.

Konsültasyonu Liyezon Psikiyatrisi uzmanı ve psiko-onkoloji ekibi, mediko-legal konuların ve buna yol açan davranışların olası (klinik) kökeni konusunda bilgi sağlayarak yardımcı olur. Bilgilendirilmiş onam, hastanın bütüncül tedavisi ve uygun iletişimdeki önemini sürekli vurgulanmasını sağlar. Onay verme yetersizliğine yol açan klinik psikiyatrik sorunların tedavisini sağlar. Hem hastalara, hem de ilgili servise katkı sağlar. Aslında genel hastanede psikiyatri uygulamasının yaygınlaşması, hasta bakımını optimum kılmanın yanında, iletişim güçlüğünden kaynaklanan birçok güçlüğü ve mediko-legal sorunların gelişmesinin azalmasına katkı sağlayacaktır. Yeni ilaçlar, tedaviler ve işlemler hastalar ve akrabalarından bilgilendirilmiş onam alınmaksızın kullanılmamalıdır.

 

 












 
Haziran 2021
  Pzt     Sal     Çrş     Prş     Cum     Cts     Pzr  
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30


YETİŞKİN PSİKOLOJİSİ SORUNLARI





































İŞ YAŞAMI PSİKOLOJİSİ SORUNLARI








CİNSELLİK




















 
 

Sitedeki tüm yazılar Uzman Psikolog Alanur Özalp'e aittir. Tüm hakları saklıdır. İzin almadan kullanılamaz.