2
1

2
1


2
ÇOCUK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2
GENÇLİK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2

BEYOĞLU BELEDİYESİ İLE BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRDİĞİMİZ MUTLU AİLELER MUTLU ÇOCUKLAR SEMİNERLERİMİZİ TAMAMLADIK.
1

2
1

 

.: Kitap :. 

Dyslexia ve Diğer Öğrenme Zorlukları

1.1. Belirli Öğrenme Zorlukları Nelerdir?
Belirli Öğrenme Zorlukları Nelerdir? Asiye 10 yaşında. Ailesi onu "parlak bir çocuk" diye tanımlıyor. Buna rağmen Asiye'nin öğretmeni ailesine onun okuma kabiliyetinin sınıf genelinden düşük olduğunu söyledi. Bir psikolog tarafından test edilen Asiye'nin okuma kabiliyetinin 7 yaş düzeyinde olduğu fakat zekâsının normal olduğu tespit edildi. Görmesi test edildi ve o da normaldi. Duygusal olarak iyi motive edilebiliyordu ve iyi yönlendirilebiliyordu. Ne psikologu ne de doktoru onun neden okumada zorluk çektiğine bir anlam veremiyordu. Ailesi şaşırmış ve kaygılıydı. Metin 8 yaşında. O ailesinin tanımı ile "aktif ve sokak çocuğu". Çok sağlıklı ve enerjik. Bu enerjisini evde harcaması için ona bir alan ayırmışlardı. Ama problemler okulun başlaması ile beraber belirginlik kazandı. Yazısı okunaksızdı ve öğretmeni sınıfta oturmadığından şikâyet ediyordu. Derslerde biraz ilerleme gösteriyordu, ardından sınıfta karışıklık çıkarmaktan başı derde giriyordu. Bir psikolog okunaklı harfler yazamadığını ve yazabilmek için büyük bir efor harcadığını saptadı. Onun zekâsını inceledi ve normal düzeyde olduğunu buldu. Onu inceledi ve zorlanması için hiç bir sebep bulamadı. Bu Asiye ve Metin gibi çocuklar hakkında bir kitaptır. Her ikisi de önemli ve açıklanamayan öğrenme zorluğu yaşayan, zeki çocuklardır. Bu durum her çocukta farklı özellikler gösterdiği gibi hepsinde bazı ortak özellikler bir arada bulunur. "Belirli Öğrenme Zorlukları" adlandırmasını bütün bu karmaşalar grubuna bir şemsiye isim olarak kullanacağım. Belirli Öğrenme Zorluklarını Tanımlamak Belirli bir öğrenme zorluğu şu şekilde tanımlanabilir: beklenmeyen ve açıklanamayan bu durum normal zekâdaki veya normalden daha yüksek zekâlı çocuklarda gelişen bir veya daha çok öğrenim alanını kapsayan bir gecikme şeklinde görülebilir. Bu tanımlamayı tam olarak anlayabilmek için bir kaç önemli soruya cevap verilmelidir. Hangi öğrenim alanlarını kapsıyor: "Önemli Gecikme" Ne zaman sorun teşkil eder? Hangi zorluk sebepleri bunun dışında tutulmalıdır? Haydi, bu sorulara teker teker bakalım. Hangi Öğrenim Alanlarını Kapsıyor? Belirli öğrenme zorlukları içinde anlaşılamayan öğrenim alanları iki gruba ayrılabilir. Birinci grup temel akademik becerilerden ibarettir: Okuma, yazma, heceleme, aritmetik ve dil (kavrama ve ifade etme). Bunlar oldukça önemli ama kolay öğrenilen becerilerdir. İkinci grup hayati derecede önemli ve bir o kadar da zor anlaşılan öğrenim alanlarını kapsar. Bunlar inat, organizasyon, dürtü kontrolü, sosyal yeterlilik ve hareketlerin koordinasyonu gibi öğrenme becerileridir. Önemli gecikmeyi belirli öğrenme zorluğu teriminin içinde kullanmayacağız. Bu çocuklar sadece tek bir alanda veya birkaç alanda karışıklık yaşıyor olabilirler. Bu nedenle "Öğrenme" terimini sadece akademik alanları değil, bütün öğrenme alanlarını kapsar şekilde kullanıyorum. Bütün bu zorlukları gruplamak çok önemlidir. Saptanmıştır ki değişik öğrenim alanlarındaki zorlukların birbirleri ile yakın ilişkisi vardır. Genellikle bir çocukta toplanırlar. Öğrenme güçlükleri daha çok erkek çocuklarında bulunup, aynı oluşum teorilerini ve aynı genel yönetim prensiplerini paylaşırlar. Aileler için olan bu kitapta geniş bir yaklaşım özellikle yararlıdır çünkü aileler çocuklarının hem okulda, hem evdeki zorluklarıyla ilgilenirler. Önemli gecikme ne zaman sorun teşkil eder? Öğrenme zorluğu kavramını sadece ortalamanın altında olup öğrenme zorluğu çeken çocuklar için kullanabiliriz. Bu tanımı günlük hayatın bir parçası olan zorlukları yaşayan çocuklar için kullanmamalıyız. Bu zorlukları önemli zorluklar gibi değil, çocuğun yetersizliği olarak görmeliyiz. Fakat ortalamanın ne olduğuna nasıl karar veriyoruz? Ortalama sınır ve bunun aşağısında kalanlar arasındaki farkı bulmak için iki belirli kriter vardır. Belirli öğrenme zorluğunun teşhisinde kullanılan kriter, çocuğun güçlülüğüne bağlıdır. Okuma, heceleme ve matematik gibi ölçülebilen öğrenme alanlarını çocuğa standardize edilmiş testler uygulayarak ölçebiliriz. Bu testler aynı yaş grubundaki bütün çocuklara aynı şekilde uygulanan testlerdir. Bu teste tabi tutulmuş çocuğun aldığı puanı kendi yaş grubundaki diğer çocukların performanslarıyla kıyaslamada kullanıyoruz. Belli bir puan sınırı genellikle herhangi bir test için ortalama bir sınır olarak tayin edilmiştir. Bu puan sınırının altındaki puanlar önemli bir gecikmenin belirtisi olarak kabul edilmiştir. Böyle bir standart testte ortalama sınırı ortaya koyan ve yöneten sistemler vardır. *1 Bu testlerin neler olduğu 3. bölümdeki ilgili bölümlerde anlatılacaktır. Klinik Kriterler: Yeteneklerin çoğu sınıflandırılamayabilir. Bu gibi durumlarda deneyimli ve çocuğun çektiği zorlukların önem derecesine göre niteliğini saptamak üzere eğitim görmüş bir veya birkaç profesyonelin dikkatli değerlendirmelerine güvenmek gerekmektedir. Klinik kriterler kullanıldığında, değerlendirmeler çocuğun birkaç değişik durumdaki yetenekleri ve davranışları taban alınarak yapılırsa en iyi sonuç elde edilir. Bu konu bundan sonraki bölümde ele alınacaktır. 1* Düşük averaj genellikle " ortalamanın altında kalan ikiden fazla standart sapma" şeklinde tanımlanır. Bu kabaca, çocuğun becerileri ortalama kendi yaşındakilerin % 97.5 ' undan daha aşağıda demektir. Önemli gecikme çocuğun etkili öğrenim alanında kronolojik yaşından iki veya daha fazla yıl geride olması şeklinde de tanımlanabilir. Bu iyi bir tanımlama değildir çünkü iki yıl, yaşça daha küçük bir çocukta, daha büyük bir çocuktakinden daha büyük bir gecikmedir. Bu kriterler güvenilir midir? Bu kriterlerin keyfiliğinden dolayı belirli öğrenme zorluklarının varlığı bazen sorgulanır. Yukarıdaki iki metodun da öğrenme zorluğunu oluşturan nedenler hakkında keyfi bir hüküm gerektirdiği doğrudur. Her şeye rağmen bu keyfilik belirli öğrenme zorluklarında, çocuklardaki ve yetişkinlerdeki diğer hastalıklara oranla daha fazla değildir. Örneğin, anemi, yüksek tansiyon ve şişmanlık gibi hastalıkların teşhisinde, normali anormalden ayırmak için keyfi sınırları olan değerler istatistiksel kriterlere taban oluşturmuştur. Doğrusu epilepsi, migren ve astım gibi hastalıkların teşhisinde, öğrenme zorluğu teşhisinden daha az kişisel olan veya tanımlanması daha zor olan klinik kriterler kullanılmamıştır (1972 yılında astım hastalığını tanımlamak amacıyla bir araya gelen bir grup uzman, bunu tanımlayamamışlar ve sadece gördüklerinde hatırlayabildiklerini kabul etmişlerdi) . Son analizde de anlaşılmıştır ki teşhisin geçerliliği, teşhisi koyan kişi veya kişilerin uzmanlığına kalıyor. Yetersizliğe sebep olan olayların hangileri bu işin dışında tutulmalıdır? Belirli öğrenme zorlukları, titizlikle konuşulursa "İdiopatik" denilen oluşum nedenleri bilinmeyen öğrenme zorlukları şeklinde açıklanabilir. Pratikte idiopatik kelimesinin üzerinde durulmaz fakat anlamı bizi bir sonuca götürür. Belirli bir öğrenme zorluğunun teşhisi bu nedenle kısmen dışlanmanın teşhisidir. Bu terim diğer bütün hatırlanan zayıf akademik başarı nedenleri hariç tutmadan kullanılmamalıdır. Bunlar duyumsal noksanları, (görme ve duyma yetisi) çevresel dezavantajları (zayıf öğretim, okuldan sık ve uzun süreli uzaklaştırılma, karşıt kültürel faktörler) ve duygusal karmaşaları kapsar. Bu durum önümüzdeki bölümde de anlatılacağı gibi hayli ciddi uzman yardımını ve profesyonellerin konuyu incelemelerini gerektirir. Belirli öğrenme zorlukları ne kadar erken teşhis edilebilir? Belirli öğrenme zorlukları genellikle çocuk okula başladıktan sonra teşhis edilir; sekiz yaşında veya daha sonraki yaşlarda daha çok okul ödevi istenmesine kadar kendini belli etmez. Belirli öğrenme zorluğu olan çocukların okul öncesi yıllarda teşhis edilebileceği iddiaları olmuştur. Bir psikolog yeni doğmuş bebeklerde öğrenme zorluğunu ortaya çıkaran bir test geliştirdiğini iddia etmiştir. Bu iddialar dikkatle göz önünde bulundurulmalıdır. Okul öncesi yaşlardaki çocukların becerileri muazzam şekilde değişiklikler göstermektedir, bu yüzden bu yaşlarda yapılan gelişim testleri çocuğun gelecekteki yeteneklerini belirlemek için yetersiz olur. Okul öncesi yaştaki çocuklar için bir teşhis girişiminde bulunulup öğrenme zorluğu çekeceği belirlenenler ailelerinde önemsiz bir endişe uyandırırlar. Okul öncesi yıllardaki tedavinin (erken müdahale olarak bilinir) işe yaradığı yada öğrenme zorluklarının ileriki zamanda giderildiği henüz kanıtlanmamıştır. Okul öncesi yaşta gelişiminde gecikme olan çocuklar bir çocuk doktoru tarafından muayene edilerek erken müdahale ile bir kar sağlanabilir fakat bir öğrenme zorluğu çektikleri kesin olarak göz önünde bulundurulmalıdır. Okul öncesi yaşlarda öğrenme zorluğunu ortaya çıkarmak için yapılan programlar bugünkü bilgilerimiz ışığında geçerliliğini yitirmiştir. TARİHSEL ZEMİN Okuma zorluğu, öğrenme zorluğunun açıklanabilen ilk formuydu. 1878 yılında, Alman bir psikolog, Dr. Kussmaul okumayı öğrenemeyen bir adamın varlığından bahsetti. Adamın zekâsı normaldi ve yeterli derecede bir eğitim almıştı. DR. Kussmaul bu problemi "okuma körlüğü" olarak adlandırıyordu. Dokuz yıl sonra başka bir Alman doktor, Dr. Berlin bu durum için "Dyslexia" (yunanca; kelimelerle ilgili zorluğu olma) terimini kullandı. Öğrenme zorluğu ile ilgili ilk rapor İngiltere'de yetişkinlerdeki okuma zorluğu ile ilgiliydi. Bir İskoç göz operatörü Dr. James Hinshelwood, 1985 de bir rapor hazırladı ve bu durumu kelime körlüğü şeklinde yorumladı. Onun raporu bir yıl sonra Dr. Pringle Morgan tarafından tanımlanan 14 yaşında okuma zorluğu çeken bir çocuk hakkında "Öğrenme Bozukluğu" raporu verilmesini destekledi. Çocuğun öğretmeni eğer okuldaki eğitim tamamen sözlü yapılsaydı onun sınıftaki en başarılı çocuk olacağını yazmıştı. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde de, belirli öğrenme zorluğu merak uyandırmaya devam etti. 1925 de Dr. Samuel T. Orton isimli bir nörolog okuma zorluğunun nasıl ortaya çıktığı ile ilgili bir teori ileri sürdü. Beynin bir tarafının diğer tarafından baskın olması konusuna çok önem verdi. Bu teori üçüncü bölümde tartışılacaktır. Asistanı Anna Gllingham ile birlikte bazıları bugün hala kullanılan birkaç eğitim stratejisi geliştirdi. Bu dönemde öğrenme zorluklarının diğer formları da tamamlandı fakat bunlar 1939 yılında Dr. Alfred Strauss ve Dr. Heinz Werner tarafından geniş çapta öğrenme zorluğu olan çocuklar hakkındaki tanımlamaları ortaya atılana kadar hatırlanmadı. Bu hastalığın çeşitleri konusunda önemle eğildiler ve her çocuğu teker teker inceleyerek farklı öğrenim ihtiyaçlarını ortaya çıkartmaya çalıştılar. Önce Kuzey Amerika'da daha sonra dünyanın çeşitli yerlerinde öğrenme zorluğu olan çocuklar için klinik ve eğitici servislerin açılmasını çabuklaştırmak onların görevi haline gelmişti. 1977'de Amerika'da öğrenme zorluğu olan Amerika'lı çocukların problemlerini değerlendirmek ve yardım etmek konusunda garanti veren 94-142 kanununun çıkması bir dönüm noktası olmuştu. 1981'de İngiltere ve İskoçya her türlü öğrenme zorluğu olan çocuklara ihtiyaçlarına göre değerlendirme ve yardımcı olma konusunda etkin bir yetki veren öğretim kanununu kabul ettiler. Belirli öğrenme zorlukları şimdi eskisinden çok daha fazla dikkat gerektiriyor. Bunun için de birçok neden var: . Tarihte başka hiçbir zaman akademik becerinin ve vasıfların geliştirilmesi yüksek istihdam alanında bu kadar önemli bir faktör olmamıştı. . Gelişmiş ülkelerde bütün çocuklar okula devam ediyorlar ve aileleri çocuklarının ilerlemeleri ile yakından ilgililer. . Akademik becerilere olan ihtiyaç şehirdeki çocukları kapsamına alıyordu ve kırsal kesimde de çalışmalar teknik ve şehre rakip olacak duruma gelmişti. . Okulda çekilen sıkıntıların ergenlik ve yetişkinlik çağlarındaki bazı duygusal problemlerle ilgili olduğu ve eğer bu problemler çocukluk çağında uygun biçimde yönlendirilmezse bu sıkıntılar daha sonraki senelerde kendine güvenin ve olayların üstesinden gelme becerisinin zayıflamasında önemli rol oynadığı belirtilmektedir. . Gelişim ve davranış problemlerinin biyolojik kökenli olduğunu hatırlarsak öğrenme zorluğunun sebepleri ile ilgili araştırmalara ağırlık verilir. Bu nedenle zorluk çeken çocuklar tembel olarak adlandırılmazlar. Belirli öğrenme zorluklarının bir hastalıklar grubunu kapsadığı açık seçik ortadadır. Çocuklar bir veya birkaç değişik alanda zorluk çekebilirler. Bazı hastalıkların da bir arada küme oluşturma meyili vardır. Mesela heceleme zorluğu, okuma zorluğuyla, aritmetik zorluğu da genellikle dil zorluğuyla beraber görülebilir fakat farklı kombinasyonlar da oluşabilir. Ailelerin aklını karıştıran başlıca sebepler ise öğrenme zorluğunun farklı formları için kullanılan terimlerdir. Olayı daha da zorlaştıran bir durum vardır ki; farklı insanlar tarafından farklı şeyleri anlatmak için aynı kelimenin kullanılmasıdır. Bu bazen doktorlar, eğitimciler ve psikologlar gibi profesyonellerin kendi perspektif ve terimlerini kullanarak hepsinin öğrenme zorluğuyla ilgilendiklerini gösterir. İlk olarak "Dyslexia" terimi yukarıda da bahsedildiği gibi 1887'de sadece okuma zorluğunu tanımlamak için kullanıldı. Maalesef bu kelime genelde çok tutarsız olarak kullanılmıştı. Bazıları bu kelimeyi sadece okuma zorluğu için, bazıları okuma ve yazma zorluğunun bir arada olduğu durumlarda, bazıları da bütün öğrenme zorlukları için kullanmaktadırlar. Öğrenme zorluklarının diğer dalları için kullanılan bazı Yunanca terimler vardır. Heceleme zorluğu "Dysorthographia"; yazma zorluğu "Dysgraphia"; aritmetik zorluğu "Dyscalculia" şeklinde tanımlanır. Ben bu terimleri kullanmak yerine İngilizce'lerini kullanmayı tercih ediyorum. Dikkat problemi olan çocukların sorunları genelde hiperaktivite olsun yada olmasın "yetersiz dikkat bozukluğu" olarak tanımlanır. Bu iki terimi onuncu bölümde karşılaştıracağım. Öğrenme zorlukları için, minimal beyin zedelenmesi ve "strephosymbolia" terimleri de kullanılmaktadır. Bunlar bazı oluşum teorilerine bağlı olarak üçüncü bölümde anlatılacaktır. Belirli öğrenme zorluğunun bir avantajı vardır. Bir sebep öne sürmeden basitçe çocuğun problemini açıklar. Belirli öğrenme zorlukları ne sıklıkta görülür? Öğrenme zorluğu çeken çocukların sayısı bilinmiyor. Buna karar vermek için titiz bir şekilde bir toplumdaki bütün çocukların durumları dikkatle saptanmalıdır ki öğrenme zorluğu olanlar ortaya çıkarılsın. Bu yapılmadı, buna rağmen ayrı öğrenme zorlukları alanlarını saptamak için incelemeler yapıldı. Bu inceleme parçalarını birleştirerek bu durumun ne sıklıkta olduğunu tahmin edebiliriz. Bu yolla çocukların %10' unun herhangi bir öğrenim alanında zorluk çektiğini söyleyebiliriz. En çok zorluk çekilen ortak öğrenim alanları okuma, dil, dikkat ve oto koordinasyondur. Bunlar genellikle eşit oranlarda görülür. Öğrenme zorluklarının bazı ülkelerde daha az oluştuğuna dair deliller vardır. Bu bilgilerin toplanışına yada genetik farklılıklara bağlı olabilir. Dil özellikleri de bazı ülkelerde belli bir rol oynayabilir. Örneğin öğrenme zorluklarının düşük oranda yaygınlık gösterdiği Japonya'da bu, Japon yazısının özelliklerinden, İngilizce'yle aynı derecede dil özelliklerine sahip olmasından ileri gelebilir. Öğrenme zorluklarının hafif formları ağır olanlarından daha az ortak özellik taşır. Örneğin okuma zorluğu çeken çocukların sadece %2'si bu hastalığı ağır durumda yaşıyor. Erkek çocukları yaklaşık 3 kat daha fazla bu hastalığa yakalanma riski taşıyor. Bunun X kromozomundaki genlerle ilgili olduğu düşünülüyor. (3. Bölüme bakınız). Öğrenme zorluğunun bir orta sınıf rahatsızlığı olduğu söylenir, fakat olay bu değildir. İncelemelerde sabit sıklıkta bu hastalığa yakalanan çocukların sosyo-ekonomik durumlarının düşük olduğu bulundu. Kanı şudur ki; orta sınıftan olan çocuklar bu hastalığa daha sık yakalanıyorlar çünkü bu tip dezavantajlı aileler çocuklarının okuldaki başarısızlıklarına bir özür ararlar. "Dyslexia" terimini de bu yüzden seve seve kullanırlar. Bu şekilde kullanılınca kelimenin hiçbir anlamı kalmaz. Bu yüzden teşhis köklü ve doğru bir biçimde konmalıdır. Belirli öğrenme zorluklarını hatırlamanın yararları "Belirli Öğrenme Zorluğu" etiketi doğru olarak kullanıldığında birçok yararı vardır. Aileleri çocuklarının probleminin bilinen bir problem olduğunu ve bunda ne onların ne de çocuğun suçu olmadığını bilmek rahatlatır. Bunun anlamı, çocuklarının problemi için bir neden aramak zorunda olmamaları demektir. Bu önemlidir çünkü öğrenme zorluğu olan çocuklar bazı şeyleri yapmakta çok becerikli, bazılarında ise çok beceriksizdir ki bu da çocuğun tembel olduğunu veya konu üzerinde az düşündüğünü sanmamıza neden olur. Probleme bir isim verilmesi ailelerin daha önce deneyim kazanmış diğer ailelerden yararlanmalarını da sağlar. Grupların oluşmasını ve birbirleriyle bilgilerini paylaşmalarına, destek olmalarına imkân verir. Bu gruplar, çocuklarının ihtiyaçlarının temin edilmesini kanun haline getirmek için meclise gidebilirler. Kanun belirli öğrenme zorlukları için yapılan araştırmaları yürüterek bu durum hakkındaki bilgilerimizin çoğalması ve etkili yardım yollarının bulunmasını sağlayabilir. Yinede bu etiket yanlış kullanıldığında birçok dezavantajları olabilir. Belirli öğrenme zorluğu teşhisi dikkatle konmalıdır. Bu okulda başarısızlık gösteren veya kötü davranışlarda bulunan her çocuk için kullanılmayacak bir terimdir. Teşhis kesin olarak konulsa bile dikkat elden bırakılmamalıdır. Bunun tek bir sorun değil, birbiriyle bağlantılı sorunlar grubu olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Öğrenme zorluğu çeken her çocuk türünde tektir ve yapılacak ilerleme çocuğun kişisel beceri ve ihtiyaçlarının değerlendirilmesini kapsamalıdır. Bu konu önümüzdeki bölümde incelenecektir.

kitap indeksi












 
Haziran 2018
  Pzt     Sal     Çrş     Prş     Cum     Cts     Pzr  
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30


YETİŞKİN PSİKOLOJİSİ SORUNLARI





































İŞ YAŞAMI PSİKOLOJİSİ SORUNLARI








CİNSELLİK




















 
 

Sitedeki tüm yazılar Uzman Psikolog Alanur Özalp'e aittir. Tüm hakları saklıdır. İzin almadan kullanılamaz.