2
1

2
1


2
ÇOCUK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2
GENÇLİK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2

BEYOĞLU BELEDİYESİ İLE BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRDİĞİMİZ MUTLU AİLELER MUTLU ÇOCUKLAR SEMİNERLERİMİZİ TAMAMLADIK.
1

2
1

.: KANSER HASTASI – AİLE – TEDAVİ EKİBİ :.

9.1 Kanser Hastasının Ailesi 

Kanser, kişinin sadece ruhsal ve fiziksel bütünlüğüne değil, aile sisteminin işlevselliğine de etkili bir hastalıktır. Aile bireylerinden birisinin hayatı tehdit edici hastalığı karşısında, ailenin tümünün yaşam şekillerini, rol dağılımlarını ve beklentilerini yeniden gözden geçirmesi gerekir. Bu konudaki ilk çalışmalar, mastektomi geçiren kadınların eşleri ile yapılmış olanlardır. Ardından da farklı kanser grupları ve çeşitli aile bireylerinin zorluklarını irdeleyen çalışmalar yapılmıştır. Günümüze kadar yapılan çalışmalarının ortak sonucu, kanser tanısından sonra aile bireylerinin her birini içeren çok derin ve çoğul sorunların ortaya çıkmasıdır.

Hastanın hastalığı ile baş etmesi, tedaviye uyumu, herhangi bir psikopataoloji geliştirilip geliştirmemesi de ailenin başa çıkma yöntemleri, aile dinamikler ve destek sistemleri ile karşılıklı olarak etkileşir. Araştırmacılar, aile bireylerinin hastalığa uyumunun hastalığın değişen evrelerine göre farklılıklar gösterdiği bildirilmiştir. Buna göre başlangıç evresinde, ailelerin karşılaştıkları belli başlıca sorunlar, duygusal gerginliklerle başa çıkabilme, sağlık personeli ile iletişim kurabilme ve tıbbi bakımdan dışlanmış olarak hissetmektir. Hastalığın uyum evresinde başlıca sorunlar ise, değişen yaşam şekli ve rol dağılımına uyum, aile bireylerinin kendi ihtiyaçlarının karşılanabilmesi ve belirsizlikle yaşamadır. Bu dönem için daha sonra, tedavilere bağlı yan etkilerle başa çıkma, izolasyon duyguları gibi sorunlar eklenir. Hastalığın terminal evresinde ise ölmekte olan kişiye bakım ve desteğin sağlanması, aile üyelerinin yaklaşan ölüm hakkında birbirleri ile iletişim sorunları ve muhtemel kayıp ile ilgili duygular ile başa çıkma problemleri sayılabilir. Bunlardan da anlaşılabileceği şekilde hastalığın seyri sırasında zaman faktörü ile sorunlar, dolayısı ile de gösterilen tutum ve davranışlar değişmektedir.

Ölümü çağrıştıran stigması ile kanser tanısı konulmasından sonra aile üyelerinde ana öncelikler ve varoluşun anlamı gibi sorunların iredelenmesine, gelecek ile ilgili plan ve beklentilerin yeniden gözden geçirilmesine neden olur ve bireylerde ciddi bir stres yaratır. Anksiyete, öfke, çaresizlik, inkar, suçluluk gibi pek çok karmaşık duygulanım ortaya çıkar. Aile bireyleri, bir yandan kendi karmaşaları ile başa çıkma uğraşı verirken, hasta olan bireye de destek ve bakım sağlamak zorundadırlar. Bu denli yoğun duygusal ve sosyal etkileşimlerin yaşandığı kriz ortamında hastanın yanı sıra, ailenin geri kalan bireylerinde de profesyonel psikolojik yardım gerektiren durumların ortaya çıkması beklenebilir.

Ailelerin baş etmelerini kolaylaştırmak için stres yaratan faktörlerin azaltılması, ailenin destek kaynaklarının arttırılması, olumsuz tutumların ortadan kaldırılması önemlidir. Kronik hastalığı olan aile üyesinin bakımı, gereksinimlerinin karşılanması, sınırlıklıklarla nasıl baş edeceklerini öğretilmesi, krizi nasıl önleyecekleri, oluşan krizi nasıl tanıyacakları, önerilen tedavi rejimini nasıl uygulayacakları öğretilmelidir. Aile üyeleri kronik hastalıklı kişiye bakım ve kendi aktivite biçimleri için de bunları öğrenmelidirler. Ayrıca aileye destek grupları oluşturulabilir. Grup ortamında ortak deneyimleri paylaşma yolu ile aileler sıklıkla sorunlarını yeniden ele alabilmekte, alternatif çözümleri görebilmektedirler. Bu ailelerin izolasyon, güçsüzlük ve çaresizlik duygularının azalmasına da yardım eder.

Her aile kendine has ve benzersiz bir ilişkiler sisteminden oluşur, kronik hastalıkla karşılaşma sürecinde ailede oluşan çeşitli değişimler (ruhsal ve aile içindeki rollere yönelik) bu sistemde değişikliklere yol açar. Hasta ailelerine yönelik en önemli beklenti, duygusal destektir. Sevdikleri bir kişinin kanser tanısı karşısında ailelerin kendi duygusal deneyimlerine aldırmaksızın toplum ve özellikle tıbbi tedavi ekibi duygularına hakim olmalarını ve hastayı desteklemelerini beklerler. Oysa ki, bu alanda yapılan birçok çalışma kronik hastalıkları olan yetişkinliklerin eşlerinin ve çocuklarının üçte birinden fazlasında anlamlı düzeyde yüksek, psikiyatrik bozukluk ve psikososyal sorunlar olduğunu ortaya koymaktadır.

Burada yine hastalık öncesi aile ortamının oldukça büyük önemi vardır. Daha az sorunlu ve birbirlerine daha yakın ailelerin kronik hastalıklarla daha sağlıklı baş ettikleri bilinmektedir.

Aile içinde açık ve dürüst iletişimin kurulması hastalığın neden olabileceği ruhsal rahatsızlıkları en aza indirmektedir. Spiegel ve arkadaşları (1994) tarafından meme kanseri hastaları ile yapılan bir çalışmada aile içi çatışmaların yüksek oranda yaşandığı ve duyguların açıkça ifade edilmediği kişilerde psikopatolojinin daha yüksek olduğu bulunmuştur.

Aile bir bütün olarak ele alındığında kansere uyumun üç aşamalı olduğu bilinmektedir:

Akut Evre: Hastalığın ilk evresi olan akut evre tanı ile başlayan dönemdir. Bu dönem hem hasta hem de hasta ailesi için ‘'tepki'' evresi olarak adlandırılır. Aile içinde bu travmatik deneyime karşı değişik tepkiler değişik şekillerde verilebilir. Burada en önemli konu tedavi ekibi tarafından doğru ve yeterli bilginin aile bireyleri ile paylaşılmasıdır. Bu tutum aileyi duygusal tepki aşamasından fonksiyonel (etkin) tepki aşamasına taşıyacaktır. Akut evrede hem kendilerini hem de hastayı korumak açısından bir çok aile ‘'sessiz bir tutum'' takınmayı tercih eder. Bu hem hastalığın seyri hem de aile içi ilişkiler açısından olumsuz bir yaklaşımdır.

Kronik Evre: Bu evre uzun ve zahmetli tedavi sürecinin başladığı ve iyileşmenin hedeflendiği dönemdir. Bu aşamada aileler hem hastanın hem de ailenin diğer üyelerinin gereksinimlerini belirleyip normal gelişim süreçleri içinde yaşantılarını sürdürmelidirler. Bu oldukça zorlayıcı hatta kimi zaman imkansız bir tutum olmakla birlikte hem hastanın hem de ailenin uzun dönemli uyumu açısından gereklidir. Aynı zamanda bu aşama hasta ve ailenin en fazla sosyal izolasyon yaşadıkları dönemdir. Hastalığın ilk ve son evrelerinde arkadaşlar ve diğer akrabalar daha fazla yardıma ve paylaşıma açıkken bu aşamada bu destek azalır. Son olarak alışılması gereken bu yeni yaşam stili içinde aile içinde oluşan yeni roller ve sorumluluklar çeşitli güçlüklere yol açabilir.

Son Evre: Hastalığın son aşaması varılan son ne olursa olsun en güç aşamadır. Tedavinin netice vermemesi halinde hastanın kaybı sonunda hem oldukça travmatik bir dönemden geçen hem de sevdiklerini kaybeden aile üyelerini daha zor bir dönem beklemektedir. Yas ve kayıp sonrası yaşananlar konumuz dışı olduğu için ayrıntılandırılmayacaktır.

Diğer taraftan tedavi başarılı bir şekilde sonlanırsa, doğal sevinç ve rahatlamanın yanında başka bazı sorunlar açısından riskler oluşabilmektedir. Bunların en önemlileri; kanser ve diğer kronik hastalıklar yaşayan kişilerin ailelerinde sıklıkla rastlanan travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) hastalığın nüks etmesine yönelik korkular, aile içinde değişen roller, ğer uyum süreci yaşanmadı ise aile düzenindeki değişim ve sorunlardır.

Kanser üzerinde olumlu bir etkisi olduğu bilinen bir diğer etken de evliliktir. Yapılan çalışmalar evli olan kanser hastalarının prognozlarının evli olmayanlara oranla daha iyi olduklarını göstermiştir. Burada öncelikle belirtilmesi gereken evliliğin kalitesinin önemidir. Destekleyici, duygusal paylaşımın yer aldığı evlilikler kanser hastalarının prognozu üzerinde olumlu etkiye sahiptir. Burada bir istisna meme kanseri olan kadınlardır. Evlilik bu kadınlarda destekleyici olmaktan çok stres yaratıcı bir etken haline gelebilmektedir.

Evli çiftlerden birinin kanser tanısı alması sonucunda diğer eşin yaşadığı sıkıntılar ve baş etmek durumunda olduğu güçlükler, evlilik düzenini sarsıcı etkide bulunabilir. Araştırmalara göre kanser hastalarının eşleri tanı aşamasında, hastalığın nüks ettiği aşamalarda ve hastalığın son aşamalarında yüksek kaygı yaşamaktadırlar.

En çok karşılaşılan güçlükler arasında hastalığın doğasında olan belirsizlik, kronik hastalık ve ölüm ile yüzleşmenin yarattığı sıkıntılar, artan sorumluluklar ve kaygı sayılmaktadır. Bir diğer önemli bulgu da affektif bozuklukların (depresyon, kaygı gibi) hem hastalarda hem de eşlerde eşit derecede yaygın olmalarıdır.

AİLE DÖNEMLERİ VE KANSER TANISI:

Yeni evlilik dönemi: Evliliğin ilk iki yılını kapsayan, eşler arasında güvene ve paylaşıma dayalı bir ilişkin kurulmaya başlandığı, ortak kararlar almanın öğrenildiği dönemdir. Bu dönemde kanser tanısı çiftlerde cinsellik ile ilgili kaygıları, sorunları başlatabilir. Hasta olan eşin anne babası tekrar devreye girer, yeni maddi sorunlar çiftin bağımsızlık duygularını olumsuz olarak etkileyecektir. Çift zor kararlar almaları gereken bir problemle karşı karşıyadır. Bazı kanser tedavilerinin kısırlığa yol açabilme ihtimali yeni sorunlar ve kaygılar doğurur.

Anne-babalığa uyum dönemi: Evliliğin 3-5 senelerinden sonra başlayan dönemdir. Çiftin sorumlulukları artmış, çocukların yetişme döneminde yeni roller, sorumluluklar oluşmuştur. Bu dönemde özellikle anneye kanser teşhisi konması hem oldukça hassas bir dönemde olan çocuğu hem de çifti etkiler. Bu nedenle yakın aile bireylerinin, akrabalarının annenin sorumluluklarını devralması gerekir. Bu dönemde çocuk dikkatle takip edilmelidir.

Yetiştirme dönemi: Evliliğin 6-18. Yılları arasındaki önemlidir. Bu dönemde anne-babada kanser görülmesi, okul stresi, özellikle ergenlik sorunları ile birleşince oldukça zorlaşır. Aile ilişkileri oldukça önemlidir. Yalnız yaşayan, boşanmış kişiler bu anlamda daha fazla risk altındadırlar.

Eş ilişkilerini yeniden kurma dönemi: 19-25 yıllık evli çiftler ortak bir hedefi paylaşırlar. Bu dönemde kanser, rol kaybı ile birlikte yaşanan duyguları daha komplike hale getirir. Bu dönemde kanser ile karşılaşan çiftler iki kaybı bir arada yaşarlar; bağımsızlaşan çocukların kaybı, eşin potansiyel kaybı.

Olgunluk dönemi: 26 yıllık ve daha fazla süreli evliliklerde duygusal paylaşım daha yoğundur. Bu dönemde kanser travmasının yaratacağı psikolojik ve psikososyal değişimlere uyum daha zordur. Yaşlı çiftlerde kanser fobisine sıklıkla rastlanır. Daha genç bir aile üyesinde kanser olması bu kişilerde kendi yaşamalarının sürmesi ile ilgili suçluluk duyguları uyandırabilir.

Kanser hastalarının eşlerinde en sık görülen psikiyatrik sorunlar;

•  Depresyon

•  Kaygı

•  Fiziksel ve psikosomatik belirtiler

•  Uyku bozuklukları

•  Yeme bozuklukları

•  Baş ağrısı

•  Sinirlilik ve gerginlik

•  Konsantrasyon güçlükleri

Alanda yapılan çalışmalar kısıtlı olmasına rağmen, psikiyatrik ve psikososyal sorunlar yaşamak açısından risk taşıyan faktörleri şu şekilde belirlenmiştir:

•  Hastalık ve tedavi ile ilgili faktörler

•  Eşler arasındaki ilişkinin niteliği

•  Sosyodemografik faktörler

•  Hasta olmayan eşin sosyal durumu

Hastalık karşısında verilen tepkilerde sosyodemografik özelliklerin önemli farklar yarattığı bilinmektedir. Hastalığın türüne ve derecesine bakılmaksızın kadınların eşlerinin hastalıkları sırasında erkeklere oranla daha yüksek düzeyde psikolojik sorunlar deneyimledikleri bilinmektedir. Ayrıca genç çiftlerde duygusal problemler ve rol karmaşasına bağlı sorunlarla daha sık karşılaşılırken daha ileri yaştaki çiftler ise tükenmişlik duyguları ve depresif tablo ön plana geçmektedir. Ailelerin yaşam döngüsü açısından bakıldığında küçük çocuklarını olan aileler ve daha yaşlı aileler risk altındadırlar.

Genel toplumda psikiyatrik bozukluklar açısından risk taşıyan koşullar kanser hastaları ve aileleri için de geçerlidir. Bu koşullar:

•  Düşük sosyoekonomik seviye

•  Genç olmak

•  Kadın olmak

•  Geçmiş psikiyatrik öykü olarak sıralanır.

9.2 TEDAVİ EKİBİ

Kanser, tıp ve teknolojideki tüm ileri gelişmelerin tanı ve tedavide sağladığı büyük gelişmelere rağmen, anlam, ima ve ölüm korkuları ile tedavi ekibi için stres kaynağıdır. Özellikle terminal dönemde tüm teknik, tıbbi ve bilimsel olanaklar sunulsa da, sonun değişmemesi hastayla yaşamdan empati, tedavi ve bakımın getirdiği yorgunlukla beraber, çeşitli psikiyatrik ve psikolojik sorunlar ortaya çıkabilir. Terminal dönemde bakımın esas olması, amacın hastanın ağrı ve genel acı ızdırabının azaltılarak rahatlatılması, yaşam kalitesinin arttırılmasının amaçlanması, tedavi edici işlevin yanında, yeni rol ve işlevler yükler.

Tedavi ve bakım ekibinin yaşadığı kaygı ve zorlanmalar başlıca hastanın durumundan, hasta ve hasta ailesi ile ilişkilerden, bakım ortamına, koşullara ilişkin güçlüklerden ve kendi rol ve beklentilerinden kaynaklanır.

Hastanın durumundan kaynaklanan kaygıların başında klinik durumun niteliği ve belirsizlikleri gelir. Tüm girişimlere, tedavilere ve çabalara rağmen hastanın durumunun kötülemesi çaresizlik duyguları yaratır. Tedaviye dirençli seyir yanında, onkoloji tedavisinin yan etkileri (bulantı, kusma, saç dökülmesi, mutilatif cerrahi girişimler) ve özellikle terminal dönemde metabolik, metastatik, beyin doku değişimi, beyin oksijen azalması gibi nedenlerle sıklıkla gelişen organik beyin sendromu ve vücut işlevleri ile birlikte kişilik ve zihinsel süreçlerde çözülme, tedavi ekibindeki kaygı ve çaresizlik duygusunu arttırır. Ölüm süreci içinde, hastanın çevresindekilerde, tüm çabalara rağmen sonun değiştirilememesi düşüncesinin de etkisiyle,hastadan uzaklaşma ya da ‘'sembiyotik'' düzeyde yakınlaşma eğilimi görülebilir. Çaba ve emek umut vadeden olgulara yönelir. Ancak çevredeki diğer insanlara kıyasla, bakım ekibi acı,ağrı ve kayıp duygusunun yarattığı engellenme etkisiyle kendilerini bu duygulardan korumak için hastadan uzaklaşma eğiliminin denetlenmesi gereğini ve gerginliğini yaşarlar. Hastanın yaşadığı uzun acılar, dayanılmaz ağrılar, temel ihtiyaçlarını karşılama güçlüğü, deliryum benzeri psikiyatrik sorunlar endişeleri arttırır. Diğer tıbbi hastalıkların bir çoğuna kıyasla, kanser hastaları ve aileleri, daha fazla ölçüde tedavi ekibine bağımlıdırlar. Bir kalp hastası, diyet ve kilo kontrolü, fiziksel egzersiz ve ilaçlarla yaşam düzenini kişisel çaba ile etkileyerek, hastalığının seyrini olumlu yönde denetleyebilir. Kanser hastalarında ise kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi müdahalenin yanında diyet ve diğer davranış kontrollerinin etkisi daha azdır. Engellenme ve çaresizlik kızgınlığa yol açar. Gerginlik çok yönlüdür, hasta-aile, hasta-bakım ekibi, aile-bakım ekibi arasındaki bağımlılık ve altruistlik duyguların yanında kızgınlık yaşanır.

Kanser hastasıyla uğraşan tedavi ekibi klinik tıpta en ciddi zorlanmayı yaşayan gruptur. Kanser, hasta, aile üçgeninin getirdiği tüm zorluklar tedavi ekibine yansıtırlar. Psiko-onkoloji ekibi, hastaya ve aileye yardım yanında doğrudan doğruya onkoloji tedavi ekibinin hastayla olan ilişkisinde uğraş alanını kendisinde yarattığı güçlüklerde ve ekip içindeki sorunlarda yardımcı olur. Çok disiplinli tedavi ekibi toplantılarının çoğul yararları vardır.

•  Tedavi ekibinin hastaları anlamasına ve uygun baş etmesine yardımcı olmak

•  Tedavi ekibinin yaşadığı duygusal sorunları konuşmak ve paylaşmak

•  Tedavi ekibine yaşadığı güçlüklerle baş etmelerinde yardımcı olmak

Terminal hastayla karşılaşan her uzman bir psikolojik süreç yaşar. Hayat kurtaran rolünün yanında ölüm sürecinin yaşanması gerçeği ile yüzyüzedir. Bir anlamda, tıbbin ve bilimin gücü yanında, yetersizliği ile yüzyüzedir. Nesnel duruma göre karar verme gereksinimi yanında, hastayla duygusal bir etkileşim içindedir. Bir tarafta hastalık yanında bir bütün olarak hastayla uğraşan bir rol ve empatik tutum ortaya koyması gerekirken, diğer yandan objektif olmak ve kendi profesyonel durumunu sürdürmek durumundadır. Aralarında hassas bir denge vardır. Bu dengenin bozulması, bir uçta sembiyotik ilişki, öbür uçta hastayla yüzleşmekten kaçınma tutumudur. Hekimin kendi kaygısını, kararsızlığını ve tutumunu dengelemesi için kendini tanıması gerekir. Ölüm süreci hasta ve aile için olduğu kadar hekim içinde travmatiktir. Tıp ve teknolojideki gelişmeler hekimleri daha fazla oranda ve daha fazla süreyle terminal hastayla yüzyüze bırakacaktır. Bu sürecin ilk aşaması, ölmekte olan hastayla iletişim ve tanının söylenip söylenmeyeceğidir. Hekim hastasının ölüme yaklaştığını hissettikçe hastasından kaçınabilmekte ve vizitlerin sayısını azaltabilmektedir. Bir anlmda sessiz tutum devreye girmektedir, engellenemeyecek acı sona ilişkin ölmekte olan hastadan uzaklaşmak, hastanın en fazla iletişim, etkileşim, paylaşım gereksiniminde olduğu dönemde olmuştur. Bazı hastalar bu duygusal izolasyon ve terk edilmeden dolayı fiziksel hastalığın ızdırabından daha fazla ruhsal acı hissetmektedirler. Tanının söylenmemesi gerektiğini düşünen veya ölmekte olan hastaya yaklaşmakta güçlük çeken hekimlerin hastadan hem fiziksel hem de duygusal açıdan uzaklaştıkları bildirilmiştir. Hastaları bilgilendiren, terminal hastaya uygun yaklaşımı bilen hekimlerin ise kaygılarının zaman içinde daha azaldığı, özgüvenlerinin zedelenmediği düşünülmektedir. Bilgilendirilen hastaların ise izolasyon duygularının daha az olduğu ve tedavi ekibiyle paylaşımdan memnun oldukları bildirilmiştir. Aslında birçok hasta için hekimin geri çekilen tutumu tanıya yönelik ipucu verir. Bu durumda hasta tanıyı algılar, kendini terk edilmiş ve izole hisseder. Birçok kanser hastası için tanıya ilişkin bilgiyi sağlayan söylenen değil söylenmeyenlerdir.

Kliniğin genel düzeni ve ortamına ilişkin teknik ve personel yetersizlikleri tedavi ve bakım ekibindeki kaygı ve yeterli olamama duygularında rolü olan bir diğer alandır. Tıbbi tedavi ve bakımın, bir ayrıcalık değil, ihtiyacı olan ve talebeden herkes için bir insanlık hakkı olduğu bilincinde olan ekip hastane ve ailenin ekonomik güçlüklerinin kaygılarını yaşar. Ekonomik güçlükler karşısında bakımın psikososyal unsurlarının en önce feda edilme durumu, bakım kalitesine ilişkin sorunlar yaratır.

Hastalar tedaviyi reddince ya da geç katılnca tablonun seyri olumsuzlaşınca tedavi sonuç vermeyince hasta ve aileler karşılanması mümkün olmayan talepler ortaya koyunca, hekim ve ilgili ekip üyelerinin gerginlik ve kızgınlığı artar. Kaynak yetersizliği tıbbi güçlük ve olanaksızlıklar kızgınlık yanında çaresizlik ve moral bozukluğuna yol açar. Tedavinin pratik olarak olanaksız oluşunun yanında bakım kalitesinin arttırılması zorunluluğu ve terminal hastaların ölümü ‘'en uygun'' koşullarda karşılaması rol ve beklentilerde çatışmalar yaratır. Tedavi seçeneklerinin tercih edilmesinin getirdiği manevi sorumluluk kendi iç dengelerini zorlar. Tedavi ve bakım ekibi özellikle hekim ve hemşireler hastalık günlük gidişini ve genel tıbbi davranışsal seyrini en yakından izleyen uzmanlar olarak en yoğun gerginliği yaşarlar. Birçok uzmanda hastanın ölümü takiben çaresizlik ve zaman zaman bu kontrol etmesi mümkün olmayan sonuç suçluluk duygularının yanında başağrısı uyku düzensizliği ve çeşitli psikososyal bakım ve tedaviyi sağlayarak klinik iş yükünü hafifletmenin yanında onkoloji uzmanlarının bu alanda yaşadıkları güçlüklerinin değerlendirilmesinde de yardımcıdır.

KÖTÜ HABERİ VERME TEKNİKLERİ

Hastaya kanser olduğunu ilk defa nasıl söylendiği gelecekteki tedavisinde önemli yer tutar. Daha önceleri kanser tanısı konulan kişilerden bu bilgi saklanılır, sadece yakınlarına söylenirdi. Çağdaş yaklaşımda bir çok batı ülkesinde kanser tanısının konulduğu doğrudan hastaya söylenmektedir. Hastaya kanser tanısının konulduğunu söylemek çok zordur. Fakat unutulmamalıdır ki, hastalar kesin olan gerçeği bilmeyi belirsizliğe tercih ederler. Kanser tanısının konulduğunu hastayı iyi tanıyan ve tedavisine yardımcı olacak doktor tarafından hastaya doğrudan olarak söylenmelidir. Tanıyı söylecek kişinin statüsünden çok empatik ve bilgili olması önemlidir. Hasta fiziksel durumunu tesadüfen öğrenirse daha çok kaygılanır. Onun için tanının konulduğu planlanarak doğrudan ve yüze söylenmelidir. Tanıyı hastaya söylerken özel bir odada az sayıda ekip üyesi olmalı, hasta giyinik olup doktorla yüzyüze oturmalıdır. Her türlü telefon ve çağrı cihazı kapalı olmalı ve görüşme bölünmemelidir. Hastanın yanında bir yakının bulunması durumu biraz daha kolaylaştırır. Konuşma iki adımlık bir süreç olmalıdır. Önce, hastanın ne kadar bilgi sahibi olduğu belirlendikten sonra test sonuçlarını anlayıp anlamamış olduğuna dikkat edilmelidir. Eğer hasta hazırlıksızsa bu süreç uzatılmalıdır. Kanser kelimesi direk olarak kullanılmalı, ama çok sert bir ifade kullanılmamaya özen gösterilmelidir. Hastaya hastalığı hakkında bilgisi olup olmadığı yoklanır ve ardından ‘'Daha fazla ilgi vermeye devam edebilir miyim'' sorusu sorulmalıdır. Bu eğer, hasta yanındaki yakınının duymasını istemiyorsa, ona bir uyarıdır. Konuşmaya ‘'Sana kötü haberlerim var'' diye başlanabilir. Bu hastanın şok olmasını engeller. Bu sırada doktor empatik ve nazik olmalıdır. Korku verici cümleler kullanmamalıdır. İlk etapta ne kadar detaylı bilgi verileceği konuşma sürecinin nasıl geliştiğine bağlıdır. Bazı hastalar detaylı bilgi isterler. Dolayısıyla hastaya daha fazla bilgi isteyip istemediği direk olarak sorulmalıdır. Örneğin; bazı hastalar ne kadar acı çekeceklerini merak ederken bazıları da ailelerinin geleceğinin düşünürler. Bunun yanında hastaya her zaman umut verilmeli ve gerçekçi olan olumlu şeyler söylenmelidir. Bazı hastalar aynı bilgilerin hepsini ilk seferde akıllarında tutamazlar. Dolayısıyla bilgileri ilerleyen zamanlarda tekrar etmek gerekebilir. Hasta bu haberden sonra şok, kızgınlık, ağlama gibi duygular yaşayabilir. Hastanın kızgınlıkla ağlaması normal karşılanmalı, hastaya sinirlenilmemeli ve onu dinlemek gereklidir. Eğer hasta ile konuşan uzman da üzüntülü ise bunu hastadan saklamamak gerekir. Hasta kendi durumuna üzülen bir uzman gördüğünde sıcaklık hisseder. Yine de bu duygular abartılı bir şekilde gösterilmemelidir. Konuşma ‘' Bu durumla beraber baş edeceğiz'' gibi destek veren bir cümleyle bitirmelidir.

Kötü Haber verme tekniği altı adımdan oluşur:

•  Görüşmeye Hazırlamak

•  Görüşmeyi yapacak kişi durumu özetleyip hastaya vermesi gereken mesajı vermelidir. Bunu yaparken sessiz ve konuşmalarının bölünmeyeceği mekan seçilmelidir.

•  Eğer hasta isterse bir ya da daha fazla aile üyesinin görüşmeye girebileceği belirtilmelidir.

•  ‘'Beyaz Önlük Sendromu'' nun etkisini azaltmak için görüşmeyi yapan uzmanın hastanın karşısına oturması ve göz kontağı kurabilecek duruma gelmesi gereklidir.

•  Hastanın bilgi düzeyini araştırmak

•  Hekim hastanın hastalığı ve test sonuçları hakkında neleri ne kadar bildiğini öğrenmelidir. Böylece gerçek durumlar hastanın algıladığı ve inançlrı arasında ne kadarlık bilgi açığıolduğu ortaya çıkar.

•  Basit bir şekilde: ‘'Benim size test sonuçlarını söylemeden önce sizinle aynı dili konuştuğumuz konusunda emin olmak istiyorum. Bunun için bana şu ana kadar hastalığınız hakkında ne anladığınız söyler misiniz?'' Hekim durumu netleştirmek için böyle bir ifade kullanabilir.

•  Hastanın ne kadar bilmek istediğinin öğrenilmesi

•  Bu adım gereğinden fazla, hızlı bir şekilde bilginin verilmesini önler.

•  Hastaya bulguları söylemeden önce bunu söylemesi konusunda izin almak gerekir. Bunu sormak özellikle odada akrabanın olması ve hastanın bunu akrabasının duymasını istemediği durumda önemlidir.

•  Bazı hastalar tam olarak her şeyi detaylı bir şekilde öğrenmek istemeyebilirler.

•  Bilginin paylaşılması

•  Burada hastaya empatik bir şekilde yaklaşarak ‘'Korkarım sizin pek hoş olmayan haberlerim var'' demek gibi yaklaşımla hastanın daha az şaşırmasını sağlayabilir. Fakat bundan sonra verilen bilgi doğru, net, jargonsuz ve yablış anlamlara ortam hazırlamayacak şekilde olmalıdır.

•  Hastalardan bilgi saklamak ya da yanlış bilgi vermek hastayı korumak yerine sonrası için güven problemi yaratabilir.

•  Kötü haber verilirkenb hekimin nazik, sempatik, empatik olması gereklidir.

•  Gereksiz korku yaratan ifadelerden kaçınılmaldıır.

•  Hastanın duyuları ile baş etme

Kötü haber verme görüşmesinin başarılı ya da başarısız olması hastanın verdiği duygusal tepkilere göre değerlendirilebilir..

•  Ağlama, şok, kızgınlık, inkar normal tepkilerdir.

•  Bu duygu bne olursa olsun görüşmecinin bunu tolore etmesi öenmlidir. Eğer hasta ağlıyorsa yakınlaşıp mendil vermek uygun olabilir. Şu gibi sözler de yardımcı olabilir: ‘'Bunu beklemediğiniz görebiliyorum.'' Ya da ‘'Herşey iyi giderken bu bir şok yaratmış olabilir.'' Ya da ‘'Neler hissetiğiniz bana anlatabilr misiniz?'' diye sorulabilir.

•  Bu teknikler durtumun duyguların daha da alevlenmesini engelleyebilir.

•  Tedavi stratejisi paylaşımı ve bir sonraki görüşmeyi planlama

•  Hastaya bundan sonrası için izlenecek yolları anlatmak, bir harita çizmek hastalığına ve geleceğine ilişkin belirsizlikleri dolayısıyla da anlamlı olarak etkileyen anksiyeteyi azaltmada yardımcı olabilir.

•  Hasta yanında bir aile üyesi ya da yakının getirmesinde hastanın anksiyetesinden ötürü duyamadığı bilgilere ilişkin boşlukları yakının doldurması açısından önemlidir.

•  Haberin aile üyeleri üstündeki etkileri de konuşulmalıdır. ‘'Çocuğuma bu durumu söylemekten korkuyorum.'' Bu en ço karşılaşılan ifadelerden biridir.

•  Kötü haber hiçbir zaman ileride yapılcak tedavi planı verilmeden tek başına söylenmemelidir, bu oldukça önemli bir noktadır.

•  Asla söylenmemesi gerekn ifade; ‘'Sizin için yapabileceğim daha başka bir şey yok.''dur.

Zor ve Sıradışı Sorulara Cevap Vermek

Birçok hasta kanser olduğu öğrendiği zaman hemen iyileşip, iyileşemeyeceği, ne kadar zamanı kaldığı gibi sorular sorarlar. Genelde bunları tedavi ekibi de kesin olarak bilmezler. Bu belirsizlik de birçok hastayı huzursuz yapar ve onalrdan birşeyler saklandığı düşüncesine kapılırlar. Kendilerini baskıda hisseden tedavi ekibi bu zorlayıcı soruya karşılık bir zaman aralığı verirler. Bu çok yanlıştır çünkü hasta ve çevresindekiler hayatlarını doktorun verdiği bu zaman üstüne kurar ve herşeyi ona göre ayarlarlar. Eğer ölüm söylenen zamadan daha önce gerçekleşirse, hasta yakınları tedavi ekibinin kendilerine yalan söylemiş olduğunu düşünürler. Diğer taraftan hasta söylenen zamanda daha uzun yaşarsa tedavi ekibi kızgınlık duyarlar. En iyisi genel bir cevap vermek.

‘'Durumum ne kadar kötü'' sorusu çok sık sorulur. Bu durumda hastanın tam olarak ne bilmek istediği anlaşılmaya çalışır.

‘'Yapabileceğinin başka bir şey var mı ‘' sorusuda çok gelir. Bu durumda hastanın hayat kalitesini daha da kötü yapacak ve sonuç vermeyecek tedaviler önermekten kaçnılmalıdır.

‘'İkinci bir fikir almak istiyorum'' diyen hasta ile tartışılmamalıdır.

‘'Nasıl öleceğim?'' sık karşılaşılan başka bir sorudur. Bazı hastalar geçmişte çevrelerindeki insanların çeşitli şekilde ölümlerine şahit olduklarını, örneğin; nefes alamıyarak ölmek gibi belirli bir şekilde ölmekten korkarlar. Bir çok hasta ağrısız nölebileceği gibi bazılarının acı çekmemesi kontrol edilemez. Bu gibi durumlarda hastanın korkuları dinlenmeli, hastaya yalan söylenilmemelidir. Yumuşak bir şekilde hastanın rahatlaması için yapılması gerekneler önerilir. Onun dışında hastanın kesin cevap istediği sorulara başka bir soru ile yanıt verilebilir. Örneğin; ‘'Bu soruyu sormanızın özel bir nedeni var mı ‘' ya da ‘'Bu konu hakkında biraz daha soru sormak ister misiniz'' gibi.

‘'…'ya kanser olduğunu söylememelisiniz'' denen durumlarda, hasta yakınına ‘'Neden böyle düşünüyorsunuz'' gibi bir soruyla yaklaşılmalı, altta yatan neden anlaşılmaya çalışılmaldır. Terminal dönemdeki hastalarla ne çok kötü konuşulmalı ne de gerçekleşmeyecek çok iyi bir sonuç, destek vermek için söylenmemelidir.

 












 
Ağustos 2018
  Pzt     Sal     Çrş     Prş     Cum     Cts     Pzr  
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


YETİŞKİN PSİKOLOJİSİ SORUNLARI





































İŞ YAŞAMI PSİKOLOJİSİ SORUNLARI








CİNSELLİK




















 
 

Sitedeki tüm yazılar Uzman Psikolog Alanur Özalp'e aittir. Tüm hakları saklıdır. İzin almadan kullanılamaz.