2
1

2
1


2
ÇOCUK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2
GENÇLİK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2

BEYOĞLU BELEDİYESİ İLE BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRDİĞİMİZ MUTLU AİLELER MUTLU ÇOCUKLAR SEMİNERLERİMİZİ TAMAMLADIK.
1

2
1

.: KANSER TEDAVİLERİNE KARŞI GELİŞTİRİLEN PSİKOLOJİK TEPKİLER :.

Kanser Tedavileri

Kanserin tedavi yöntemleri genel olarak kemoterapi, radyoterapi, cerrahi ve immünoterapi olup, kanser tanısı konan hastaların bireysel özellik ve hastalık durumuna göre bu yöntemlerden bir veya birkaçı tedavide kullanılmaktadır. Bu tedavi yöntemleri ile hastaların yaşam süresinin uzaması ve daha nitelikli yaşaması amaçlanmaktadır.

Kanser tedavileri kimi zaman tek başlarına ya da bir arada uygulanırlar. Kemoterapi, radyoterapi, cerrahi ve immünoterapi'ye aktif tedaviler denir, çünkü amaç kanseri tamamen iyileştirmek ya da yavaşlatmaktır. Septomatik tedavilerde ise amaç hastanın kendisinin iyi hissetmesidir. Örneğin; kanseri tedaviye yönelik değil de, ağrıyı azaltmak için verilen ilaçlar semptomatik tedavi içine girer.

Genelde kanser hastaları aktif tedavileri olmayı kolaylıkla kabul ederler. Bu durumun en önemli nedenlerinden biri aktif tedavilerin “iyileştirmeye” yönelik olması, diğer bir değişle umud vaat etmeleridir. Aynı zamanda hastalıklarına yönelik girişim ve müdahalelerin yapılması, profesyonel tedavi almak ve kendileri ile aynı durumda olan başka kanser hastalarıyla tanışmak da psikolojik olarak olumlu algılanır. Öte yandan, kanser tedavilerinin bulantı, kusma, saç dökülmesi, cerrahi girişim sonrası mütilasyon gibi yan etkileri hasta üzerinde olumsuz etki yaratır (Barraclough, 1994).

Kanser tedavileri iyileştirici, destekleyici ya da palyatif tedaviler olmak üzere 3'e ayrılır.

İyileştirici (küratif) tedavi kanseri tamamen ortadan kaldırmaya yöneliktir. Küratif tedavi her durumda başarılı olamazsa da, belli lokalizasyondaki kanserler, lösemi ve lenfoma da olumlu sonuçlar alındığı sık sık görülür (Barraclough, 1994). Küratif tedavilerin çoğunlukla istenmeyen yan etkileri vardır. Hastalar genellikle bunları iyileşmenin bir bedeli olarak görürler.

Destekleyici (adjuvan) tedaviler genelde cerrahi girişimle tümör alındıktan sonra etrafında kalmış olan kanserli hücreleri yok etmek için uygulanır. Kemoterapi ileride olabilecek metastasları, radyoterapi ise belirli bölgede tekrar kanser oluşma riskini azaltmak için yapılır.

Palyatif tedavide ise, kanser çok ilerlemiş olsa bile genelde olumlu sonuçlar alınıdr. Palyatif tedavide amaç gelecekte olabilecek belirtileri engellemek, yaşam kalitesini arttırmak, tedavide devamlılık sağlamak ve yaşam süresini uzatmak olarak sıralanabilir (Barraclough, 1994). Genel olarak, palyatif tedavide ortaya çıkacak belirtiler, bu tedavi ile engellenmek istenen belirtilerden daha ağır olmamalıdır. Araştırmalara göre hastalar genellikle biraz da olsa iyileşmek için her türlü ağır yan etkiyi kabul ederler.

Tedaviyi Hastaya Anlatma ve Tedavi Seçimi

Yeni bir tedaviye başlamak hem umut hem de kaygı oluşturur. Genelde hastalar tedavinin ne kadar yararlı olabileceğini ve ne gibi yan etkileri olacağı hakkında detaylı bilgi isterler. Bazı hastalar ise görüşmede o kadar heyecanlı olurlar ki ayrıntılara konsantre olamazlar. Bu gibi durumlarda tedavi ekibi bilgileri tekrarlamalıdır.

Birçok kanser hastası için “en iyi” tedavi yöntemi genelde yoktur. Örneğin, erken teşhis konulmuş bir meme kanseri vakasında mastektomi ile lokal radyoterapi aynı şekilde işe yarayacaktır.

Daha önceki dönemlerde hekim karar verici mercii olarak işlev görürken, çağdaş yaklaşımda hasta çok iyi bilgilendirilmektedir ve uygulanacak tedaviye karar verilirken hasta ile hekim bir arada tartışarak karar verirler. Bazı hastalar kendileri için tedavide çok kesin kararlar verirken, bazıları da tedavi ekibine tam bir teslimiyet içersine girerler.

Tedaviyi Reddeden Hastalar

Ender de olsa bazen tedavi ekibi tedavinin iyi sonuç vereceğini söyleseler bile bazı hastalar tedavi olmak istemezler. Bunun nedeni aşağıdakilerden bir tanesi olabilir:

•  Hastaya tedavi hakkında yanlış bilgi verilmesi

•  Hastaya tedavi hakkında eksik bilgi verilmesi

•  Depresyona bağlı “pasif intihar” davranışı

•  Hastanın ya da ailesinin tedaviyi kabul etmezse, hastalık üstünde kontrol sağlayabilecekmiş gibi bir algı geliştirmesi (Barraclough, 1994).

Hastanın ya da ailesinin tedaviye karşı çıktığı durumlarda son nokta, eğer hasta çok genç, çok yaşlı ya da çok hasta değilse, hastanın isteğine uyulmalıdır. Bazen hasta veya yakınları, doktora göre gerekmediği halde tedaviye devam etmek isterler. Bu gibi durumlarda belirtileri kontrol etmek amacıyla hastaya düzenli görüşme önerilir. Bu tarz yaklaşım hastaya psikolojik olarak destek olur.

CERRAHİ GİRİŞİMLER

Son yıllarda gerekmedikçe cerrahi girişimler yerine kanser tedavisinde kemoterapi, radyo terapi gibi diğer yöntemler tercih edilmektedir. Ama bazı durumlarda cerrahi girişim şarttır. Bu da vücutta bir parça alınmasına, herhangi bir vücut işlevinin kaybolmasına ya da strese neden olur. Böyle zamanlarda cerrahi girişimden sonra mutlaka psikiyatrik rehabilitasyona başvurulmalıdır.

Pre-operatif Yöntem

Cerrahi girişim, oluşabilecek riskler, daha sonra duyulacak ağrılar, tümörün düşünülenden daha büyük olabilme riski nedeniyle hastalarda yoğun kaygı yaratabilir. Preoperatif anksiyetenin derecesi tanı ile, hastanın buna ilişkin önyargılarıyla ilişkilidir. Bunun yanı sıra hasta-cerrah ilişkisinin niteliği de belirleyici rol oynar.

Bu gibi durumlarda psikolojik destek alınmalıdır. Hastanın hastalık deneyimi, daha önceki tedavi ve hastalık öyküsü ve o sıradaki korkular hakkında konuşulmalı, cerrahi girişim hakkında bilgi verilmelidir. Hastaya benzodiazpin ya da nöroleptik ilaçlar verilebilir, rahatlama ve gevşeme yöntemleri öğretilebilir.

Cerrahi korku kaynakları şöyle sıralanabilir:

  1. Ölüm korkusu,
  2. Bedenin zarar göreceği ve acı çekeceği korkusu,
  3. Anestezi sırasında kimliğini ve denetimini yitireceği korkusu,
  4. Ameliyat sonrasında yeti yitimi ve bağımlılık korkusu,
  5. Hem cerrahi, hem de anestezi ile ilişkili olarak bilinmeyenden korku,
  6. İşlemin belirli yönlerine ilişkin özgül korkular (Örneğin; amliyat korkusu, enjeksiyon korkusu, anestezi korkusu) (Cimli, 2001)

Bilişsel kuramcılar preoperatif anksiyeteyi bazı hatalı bilişsel şemalarla açıklarlar (Gülseren, 1997):

•  Postoperatif kazanç/kayıp dengesinin hatalı algılanması,

•  Olası kayıplar üzerinde aşırı durulması,

•  Önceki deneyimler konusunda bellek çarpıtılması (hastanın önceki hastalık ve ameliyatlarında kullandığı baş etme biçimleri mutlaka sorgulanmalıdır).

Post Operatif Dönem

Araştırmaların çoğunluğu postoperatif anksiteye düzeyinin preoperatif anksiyete düzeyi ile bağıntılı olduğunu göstermektedir (Cimili, 2001). Cerrahi girişimden sonra genelde bir rahatlama olabilir. Ama cerrahi girişim sırasında beklenenden daha kötü bir durumla karşılaşılması (örneğin; vücudun önemli bir parçasının alınması ya da metastaz gibi) hastada depresif tepkiler oluşabilir. Daha önceden kognitif bozukluk ya da alkolizm öyküsü olan hastalarda deliryum ortaya çıkabilir.

Cerrahi Girişime Uyumu Arttırmanın Yolları

Cerrahi girişim öncesi psikolojik destek

Cerrahi girişim öncesi anksiyete ile baş etme tekniklerinin öğretilmesi

Cerrahi girişim sonrası psikolojik destek (Hastalar ya da geçmişte benzer deneyimleri olan hastalarla grup tedavileri özellikle cerrahi girişim öncesi ve sonrası dönemde büyük önem taşır.)

KEMOTERAPİ

Sitotoksik İlaçlar

Sitotostik ilaçlar hücre çekirdeği içindeki DNA'yı parçalayarak kanser hücrelerinin bölünmesini engeller. Hastalara genelde birkaç ilaç bir arada verilir. Tedavi birkaç haftada bir veya birkaç ay boyunca uygulanır. İlaçlar enjeksiyon ile verilir. Sitotostik ilaçların kanserli hücrelerin yanında, sağlıklı hücrelerde zarar verdikleri için, bulantı, kusma, saç dökülmesi, ağız yaraları, enfeksiyona açık olma gibi yan etkileri vardır. Ayrıca tedavi birkaç ay sürdüğü için hastaların hayat düzenlerini de bozarlar.

Cerrahi girişim sonrası uygulanan adjuvan kemoterapi ile baş etmek, palyatif ya da cerrahi girişimsiz kemoterapi ile baş etmekten daha zordur çünkü tedaviye yanıt hemen alınmaz. Bulantı ve kusma kemoterapide en sık görülen yan etkilerdendir. Bu problem, psikolojik nedenlere bağlı bulantı ile daha da kötüleşir.

Kemoterapi sırasında aşağıdaki yöntemler hastada kaygıyı azaltabilir:

•  Tedaviden önce hastayı fazla bekletmeme

•  Hastaların olumsuz beklentilerini azaltmak

•  Psikolojik destek sağlamak

Kemoterapi tedavisi gören hastalarda genellikle depresyon iki nedenden olur, kanser ve tedavisine reaksiyon olarak ve sitotostik ilaçların beyin kimyasını değiştirmesi dolayısıyladır. Davranış sorunu olan ya da konfüze hastalara da genelde akut organik ruhsal rahatsızlık vardır.

Kemoterapi uzun dönemde kısırlığa, erken menopoza, pulmoner fibroza, kardiyomyopatiye yol açabilir. Bazı hastalar tedavinin biriminden birkaç ay sonra bile halsizlik hissedilebilir, hafızalarının eskisi kadar iyi olmadığını söyleyebilirler. Ayrıca, nüks endişesine bağlı olarak kronik anksiyete de görülebilir (Barraclough, 1994).

Kemoterapi ve diğer tedaviler öncesi hastanın bilgilendirilmesi çok önemlidir. Yapılan çalışmalarda; hastaların kemoterapiye başlanmadan önce çoğunlukla bilgiye, tedavi sırasında ise desteğe gereksinim duyduklarını belirtmektedir. Kemoterapi alan hastaların bilgi gereksinimleri, en fazla beslenme, bulantı, emosyonel konular, tedavi ve yan etkilerle ilgilidir.

HORMON TEDAVİSİ

Kanser tedavisinde prednizolon ya da deksametozon gibi streoidler, özellikle lösemi, miyelom ve lemfomada sık kullanılırlar. Aynı zamanda, bulantıyı ve ödemi azaltmak ve ilerlemiş kanserlerde hastanın duygudurumunu düzeltme amaçlı da kullanılır. Tedaviden birkaç gün sonra duygudurumda değişkenlik, paranoid psikoz, deliryum ortaya çıkabilir. Daha önceden psikiyatrik öyküsü olan hastalarda bu risk daha fazladır. Eğer hormonun psikiyatrik etkielri çok fazla ise, ilaç yavaş yavaş azaltılmalı, gerekli durumlarda bir nöroleptik ya da antidepresan kulanılmalıdır. Streoidler, kilo alımı, akne oluşumu gibi bir takım fiziksel değişimlere de neden olabilirler.

Kanser Tedavisinde Kullanılan İlaçların Psikiyatrik ve Nöropsikiyatrik Etkileri

Tedavide kullanılan vinkristin, vinblastin, L-Asparaginaz, Amphotericin-B, Inferonlar gibi bazı ajanlar depresyon oluşturabilir (Massie, 1989). Bununla birlikte, glukokordikosteroidler minör mizaç bozukluklarından psikoza kadar uzanan geniş bir semptomatoloji oluşturabilirler. Steroidler; duyarlılık artışı, öfori, duygusal labilite, depresyon ve kimi zaman da intihar düşüncelerinin oluşmasına yol açabilir. Kemoterapatik ajanlar ve steroidler antidepresan gerektiren ağır depresyon oluşumuna yol açabilirler.

Ayrıca; steroidler psikotik depresyonu taklit eden organik affektif bozukluğa neden olabilirler; böyle bir durumda steroidler kesilir, antidepresan ve antipsikotik balanır. Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlardan kortikosteroidler anksiyete ve ajitasyon oluşturur. Ayrıca hastada anksiyeteyi yatıştırmak için kullanılan benzodiazepinlerin kesilmesine bağlı olarak anksiyete oluşabilir.

Kemoterapi uygulamalrı sırasında ve sürecinde anksiyete, depresif belirtiler, konsantrasyon bozuklukları, anlama sorunları zorluk çıkarabilir. Bu uygulamanın olası yan etkilerinin başlangıçta hasta ile paylaşılması bu sıkıntıları azaltabilir. İlk tedaviden itibaren anksiyete provoke eden dönemlere karşı hazırlıklı olunmalıdır.

Kemoterapi alan hastaların bildirdiği yan etkiler (Massie, 1989).

 Belirtiler Yüzde (%)

Saç kaybı 84

Bulantı ve kusma 71

Anoreksi 53

Yorgunluk ve/veya zayıflık hissi 70

Uyuşukluk 53

Stomatit 36

Diyare 34

Cinsel zorlamalar 20

•  Anti kanser ilaçların nöropsikiyatrik yan etkileri:

Kanser tedavisinde kullanılan maddelerin bir takım nöropsikiyatrik ciddi yan etkileri vardır. Bu yan etkiler hızlı ve acil tedavi gerektiren durum olan deliryum olabileceği gibi, organik beyin sendromu, duygudurum bozukluğu ve depresif uyum güçlüğü gibi liyezon psikiyatrisinin işbirliği gerektiren durumlar olabilir. Bu problemler çeşitli dürtüler, düşünceler ve/veya uykuda minor bozukluklar şeklinde de olabilir. Ortaya çıkan yan etkiler hastanın beyin işlevini bozucu nitelik ve şiddette ise ya da hasta olarak tolere etmekte zorlanıyorsa, psikiyatrik yardım katkı sağlayıcı olacaktır.

İLAÇ GRUPLARINA GÖRE OLASI YAN ETKİLER (Massie, 1989).

HORMONLAR

Tamoksifen

  1. Buradaki yan etkiler menopos sendromuna benzer, uyku bozuklukları, sıcaklık hissi, ateş basması ve sinirlilik görülür.
  2. Bir hastada tedaviye başladıktan 2 gün sonra konfüzyon rapor edilmiştir.
  3. Tedavi sırasında hiperkalsemiye bağlı yan etkiler görülebilir.

Aminoglutetmid

1. Yorgunluk, isteksizlik, halsizlik ve keyifsizlik görülebilir, bu belirtiler depresyonla karışabilir ve dozu yavaş yavaş artırarak an aza indirilebilir.

Megestrol Asetat

Apatiyi artırabilir, kaşektik hastaların kilo almasına yardımcı olabilir ve düşük dozlarda ateş basma ve sıcaklık hissi olan hastaların tedavisinde kullanılabilir.

Fluoksimestron

Iritabilite ve libido artışı yapabilir.

Kortikosteroidler

  1. Kortikosteroidlerin yan etkileri 4 kategoriye ayrılır:

•  Hafif yan etkiler

•  Hiperaktivite ve uykusuzluk

•  Anksiyete, ajitasyon ve labilite

•  Psikoz, afektif bozukluklar

  1. Bu yan etkiler genelde doza bağlı ve 60 mg/gün ve üzerindeki dozlarda ya da 2 aydan uzun süre kullanımda ortaya çıkarlar
  2. Manik ve depresif belirtiler belirgindir.
  3. Araştırmalara göre geçmişte psikoz geçirmiş hastada riski artırmaz.
  4. Kemoterapinin tekrarlayan dönemlerinde afektif bozukluklar görülebilir.
  5. Steroidlerin kesilmesi sonrası kas ağrıları yapabilir.
  6. Eğer tedavi sırasında majör organik afektif bozukluk görülürse, burada tedavi steroidin aniden kesilmesi değil ve hastanın psikotrop ilaçlarla tedavi edilmesi gerekir.
  7. Hiperaktivite ve uykusuzlukta perfenazin ve haloperidol benzeri ilaçlar kullanılabilir, klonozepam kullanımı faydalı olabilir.
  8. Multipl skleroz hastalarında steroid terapide profilaktik olarak lityum kullanılır.

KEMOTERAPİ

Prokarbazin

  1. Somnolans, psikoz ve deliryum yapabilir.
  2. Zayıf MAOI etkisi vardır ve ilaçlarla etkileşim yaparak hipertansiyon krizlerine yol açabilir. Şarap ve peynir benzeri tiramin içeren besinlerden kaçınmak gerekir.
  3. Disülfiram benzeri etkisinden dolayı alkolle birlikte kullanılmaması gerekir.
  4. Barbiturat ve fenotiyazinlerin metobolizmasını geciktirir.

L-Asperjinaz

İlk günlerde hızlı tedaviye başlanırsa somnolans, letarji ve deliryum görülebilir. Deliryum riski tedaviye başladıktan 8 gün sonra da mevcuttur.

PİRİMİDİN ANALOGLARI

Sitozin Arabinozid

•  Yüksek dozlarda deliryum riski vardır, bu risk doza ve hastanın yaşına bağımlıdır. Bu risk tedavinin 2-4. günlerinde başlar ve bir hafta sürer. Muhtemelen toksik metabolit olan urasil arabinozidin etkisinden kaynaklanır.

•  Yüksek dozlarda lökoensefalopati görülebilir. Kişilik değişiklikleri, uyku hali ve sersemlik, demans ataksi ve psikomotor yavaşlama görülebilir.

•  Priventrikuler beyaz maddede multifokal koagulatif nekroz yaparak sinirleri demiyelenize edebilir.

•  Serebellar sendrom oluşabilir.

Fluorasil

  1. Yorgunluk
  2. Seyrek olarak deliryum ve nöbet yapabilir
  3. Serebellar sendrom

FOLAT ANTAGONİSTLERİ

Metoterkat

  1. Yüksek dozlarda toksik nörolojik yan etkileri var.
  2. Radyoterapi ile beraber kullanımı bu yan etkileri artırır.
  3. 10-13. günler arasında geçici deliryum görülebilir. Deliryum durumunda düşük doz antipsikotik kullanılır.
  4. Yüksek dozlarda uygulmada lökoensefalopati sendromu görülebilir, kişilik değişiklikleri, sersemlik, demans, ataksi ve psikomotor yavaşlama görülebilir.

METAFAZ İNHİBİTÖRLERİ

Vinkristin, Vinblastin

  1. Doza bağımlı disfori, letarji
  2. Nöbet ve uygunsuz ADH salınımına bağlı hiponatremi
  3. Vinkristin dopamin hidroksilazi inhibe eder, küçük hücreli akciğer karsinomda daha fazla disfori riski vardır.
  4. Vinblastinin nörotoksisitesi vinkristinden daha azdır.

ALKİLE EDİCİ AJANLAR

İsofosfamid

  1. İlacın merkezi sinir sistemi toksisitesi letarjiden nöbete kader değiştirir, koma, deliryum, serebellar belirtiler, halsizlik ve yorgunluk ve ölüm olabilir.
  2. Böbrek problemleri nöropsikiyatrik yan etkilerin şiddetini artırabilir.
  3. Alkol entoksikasyonu belirtilerini taklit edebilir.
  4. Uygunsuz ADH salınımı olabilir ve sodyum aralıklarla kontrol edilmelidir.

BİYOLOJİK MADDELER

İnterferon

  1. Nezle benzeri sendrom, ateş, halsizlik, kas ağrıları görülebilir.
  2. Yüksek doz kullanımında yaygın ensefalopati görülmüştür.
  3. Depresyon
  4. Anksiyete bozuklukları
  5. Daha nadiren demans

İnterlükin-2 (IL-2) ve LAK

  1. Doza bağlı deliryum
  2. Nezle ve benzeri sendrom, iştahsızlık, halsizlik, yorgunluk ve ateş
  3. Özellikle kadınlarda tedavi sonrası hipertiroidizm görülebilir.

Kemoterapiden kaynaklanan bulantının tedavisinde kullanılan ilaçların psikiyatrideki yeri:

Haloperidol (1 mg): Butirofenon, dopamin bloker antipsikotik ilaç olarak kullanılır, iv uygulanımda yarı ömrü 12 saat ve ağızdan alınırsa yarı ömrü 24 saattir, akatizi ve EPS yapabilir.

Droperidol (1 mg): Haloperidola benzer bir antipsikotiktir sadece iv kullanılır ve yarı ömrü 90 dakikadır, hipotansyon yapma riski haloperidoldan fazladır ve yan etkileri Haloperidola benzer ve EPS yapma riskine sahiptir.

Perfenazin (4 mg): Yüksek potent dopamin bloker ve antipsikotiktir, sedasyon yapabilir ve EPS riski Haloperidoldan daha düşüktür.

Proklorperazin (10 mg): Yüksek potent dopamin bloker antipsikotiktir uzun etkili formu vardır. EPS ve ajitasyon yapabilir. Antipsikotik olarak az kullanılır ve daha çok bulantı ve kusmayı önlemek için kullanılır.

Metokloperamid: Düşük dozlarda kolinerjik etki midenin boşalmasını sağlar, yüksek dozlarda kolinerjik, dopamin bloke edici ve serotonin bloke edici etkisi vardır ve ishal, akatizi ve EPS riski vardır.

Ondansetron: Serotonin reseptor blokeridir. En fazla görülen yan etkisi baş ağrısıdır. Daha düşük ve devamlı kullanımı anksiyete ve demans tedavisinde araştırılıyor.

Granisetron: Ondansetrona benzer ancak yarı ömrü daha uzundur.

Skolamin: Vestibuler hastalığının tedavisinde kullanılır ve azda olsa EPS yapabilir. Hafif hipnotik etkisi vardır.

Difenhidramin: Antihistaminik ve skopalamin benzeri antikolinerjik etkiye sahiptir.

Lorazepam: Sedatif-hipnotik bezodiyazepin olarak anksiyete tedavisinde kullanılır, bulantıyı önlemedeki etki mekanbizması bilinmemektedir. Akatizisi olan hastalarda da kullanılır.

Alprazolam: Anksiyete tedavisinde kullanılır. Kısa etkilidir. Önceden kullanımı bulantı ve anksiyeteyi önler.

Deksametazon: Kortikostoid ve bilinmeyen bir mekanizma ile tek başına veya ondansetronla beraber bulantıyı önler. Psikiyatrik yan etkileri uykusuzluk ve ajitasyon, bir kereden fazla uygulamada görülür.

KEMOTERAPÖTİK İLAÇLARIN NÖROPSİKİYATRİK YAN ETKİLERİ

 

İlaç Nöropsikiyatrik Belirtiler

Metotreksat Deliryum, demans, letarji, kişilik değişiklikleri

Vinskristin, Vinblastin Deliryum, halusinasyonlar, letarji, depresyon

Asparaginaz Deliryum, halusinasyonlar, letarji, kongnitif boz.

BCNU (karmustin) Deliryum, demans

Blemisin Deliryum

Fluorourasil Deliryum

Sisplatin Deliryum

Hidroksurea Deliryum

Prokarbazin Depresyon, mani, deliryum, demans

Sitozin arabinosid Deliryum, letarji, kongnitif bozukluk.

Hexylmethylamine Halüsinasyonlar

Ifosfamid Deliryum, letarji, halüsinasyonlar

Prednison Depresyon, mani, deliryum, psikoz

Inferferon Deliryum, halüsinasyonlar, depresyon

Interlökin Kongnitif bozukluk, halusinasyonlar

RADYOTERAPİ

Radyoterapi, radyasyondan etkilenen kanser çeşitlerine ve cerrahi girişim imkan olmayan tümörler için kullanılır.

Radyoterapi süreci

Radikal ya da adjuvan tedaviler birkaç haftaya yayılır. Palyatif radyoterapide ise iki, üç hatta bazen tek seferde olur. Bu tedavi ağrısızdır ama bazı hastalar radyoterapi makinesinden korkabilirler. Genelde bu önceden açıklandığında hasta rahatlar (Barraclough, 1994). Klostrofobik hastalara daha az zorluk yaşamaları için, rahatlatıcı hareketler yaptırılmalı, hafif rahatlatıcı verilmeli ya da müzik dinletilmelidir.

Radyoterapinin yan etkileri

Kanserli hücrelerin yanında sağlıklı hücrelerin de bir kısmı kurutulduğundan, radyoterapinin çeşitli yan etkileri vardır. Bu yan etkiler, tümörün nerde olduğuna ve ne kadar doz verildiğine bağlı olarak değişir. Yüksek dozda ışın verilen yerde yara açılması ve halsizliğe neden olur. Palyatif radyoterapinin genelde yan etkisi yok gibidir. İleri zamanlarda belli bölgelere uygulanan radyoterapi, kısırlığa neden olabilir. Çocuklarda kognitif bozukluklara yol açabilir.

 











 
Ekim 2018
  Pzt     Sal     Çrş     Prş     Cum     Cts     Pzr  
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


YETİŞKİN PSİKOLOJİSİ SORUNLARI





































İŞ YAŞAMI PSİKOLOJİSİ SORUNLARI








CİNSELLİK




















 
 

Sitedeki tüm yazılar Uzman Psikolog Alanur Özalp'e aittir. Tüm hakları saklıdır. İzin almadan kullanılamaz.